Sistem Kadına Karşı Şiddeti Yeniden Örgütlerken...
Kadına yönelik şiddet, bir cinsin yaşama hakkının, güvenlik, özgürlük, onur ve bedensel bütünlük hakkının ihlâlidir. Kadına karşı şiddet dünyada en yaygın olan, ancak yasal olarak en az tanımlanan insan hakları sorunlarından bir tanesi. Ataerkilliğin tarihsel kuruluşundan günümüze kadar uzanan kadına yönelik şiddet olgusu, içinden geçtiğimiz kapitalist küreselleşme döneminde savaş, yoksullaşma, zorunlu göç ve ekolojik tahribatlar sonucunda daha da yoğunlaşmış vaziyette. Özellikle kadın ticareti, seks köleliği ve savaşlarda toplu tecavüzler gibi şiddet biçimleri ortaya çıkmıştır. Bu nedenle asla geleneksel topluma ya da orta çağa ait bir olgu olarak görülmemelidir. Çünkü erkek egemen sistemin temeli olan bu şiddet, diğer şiddet biçimleriyle iç içe geçerek her toplumsal evrede kendini yeniden üretmektedir.
Dünyanın birçok ülkesinde ekonomik bağımlılık, gelenekler, dinsel faktörler ve yoksulluk kadınları taciz ve şiddete katlanmaya zorluyor. Kadına yönelik şiddetin bilindik hüzünlü öyküleri, geleneksel ön kabuller, toplumun ve devletin duyarsızlığıyla büyüyor. Şiddet sadece bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok diyor.
Kadının ikinci sınıf sayılması bütün kültürlerde -kadınlar tarafından bile- yaygın olarak kabul ediliyor ve doğal düzen, din veya gelenek gereği olarak görülüyor. Şiddet, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle de meşrulaştırılıyor. Bugün dünyanın her yerinde çok farklı sınıflardan etnik, milli, dini gruplardan her yaşta kadın farklı biçimlerde şiddete maruz kalmaktadır.
Şiddet konusunda dikkat çekilmesi gereken bir nokta da savaşlardır. Kapitalist küreselleşmenin yaşamın her alanını kendine göre şekillendirdiği bu dönemde siyasal ve toplumsal yapılarla birlikte savaşın yöntemi ve araçları da değişmiştir. Emperyalistlerin neo-liberal politikalarla hareket alanının genişlemesi ezilen halklara yönelik haksız savaş ve işgal girişimlerine yol açıyor. Bu gibi savaş/işgal dönemlerinde ise kadına yönelik şiddet salgın gibi yayılmakta, emperyalist saldırganlar tarafından bir kirli savaş yöntemi olarak uygulanmaktadır.
Kadının bedeni, savaşta ele geçirilmesi gereken toprak parçasıyla aynı işlemi görür. İşgal edilen topraklarda yaşayan kadınlara yönelik kitlesel tecavüzler o toplumun kadın bedeniyle simgeleştirdiği bütün değer yargılarına yönelik bir hiçe sayma ve alt etme yöntemidir. Tamamen emperyalizme hizmet olarak gelişen savaşın faturasını, ölüm,yıkım ve talandan en çok etkilenen kadınlar ödemiştir. Bosna, Afganistan, Filistin ve Irak yakın dönem örnekleri olarak akla ilk gelenlerden.
Dünyanın hemen her yerinde iç savaşlarda da kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün yaygınlığı görülmektedir. Ülkemizde, Güneydoğu’da yürütülen düşük yoğunluklu savaş ortamında çok sayıda kadının korucular ve güvenlik güçleri tarafından taciz ve tecavüze uğradığı bilinmektedir. Kürt kadınlarına karşı cinsel şiddet ve tecavüz özel tim, korucular ve polisler tarafından cezaevlerinde ve yaşadıkları yerlerde gerçekleştirilmiş olmasına rağmen bu tür olayların kamuoyuna yansımasını önlemek için her türlü baskı ve tehdit kullanılmıştır.
Türkiye’ye dönecek olduğumuzda son yıllarda Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde kadına karşı ayrımcılığın ve şiddetin önlenmesine ilişkin yeni yasal düzenlemeler yapılmaya başlandığını görüyoruz. Çoğu salt yasa maddelerinde kalan bu değişikliklerin dahi hayata geçebilmesi için örgütlü bir mücadele vermek gerekiyor. Ancak kadının kurtuluşu ve kadına karşı şiddetin önlenmesi konularının AB hukukunun sınırlarının ve ufkunun çok ilerisinde bir sistem sorunu olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Gerek eldeki veriler gerekse sınıflı toplumlarda kadının rolüne bakılacak olduğunda kadınların özellikle içinde yaşadığımız son iki yüz yıl içinde, yani kapitalizm koşullarında çok daha yoğun bir sömürüye ve buna bağlı bir şiddete mağruz bırakıldığı görülmektedir. Bu koşullar altında şiddet başta olmak üzere kadının kurtuluşu konusunun sosyalizm mücadelesinden bağımsız düşünülemeyeceği ortadır.
Ayşe Baziki
