Öyleyse Mücadeleye Devam...
ev yok, iş yok, yemek yok, huzur yok, gelecek yok!
Koca bir yılı daha geride bıraktık. Neler yaşanmadı ki bu yıl. Ülkede ve dünyada sayısız önemli olay meydana geldi. Tek tek saymayacağız elbette. Her giden yıl gelene pek çok şeyi devredermiş. Herkes kendince bir muhasebe yapabilir. Kimisi için çok kötü; kimisi içinse belki en büyük hayallerinin gerçekleştiği bir sene olmuştur 2005. Ancak biz hani Nazım ustanın “büyük insanlık” dediği milyonlar var ya; işte onların insanlık durumunun nereden nereye geldiğine göz atamayı daha gerçekçi buluyoruz.
Geride bıraktığımız 2005 büyük insanlık için açlık, yoksulluk, afet, işgal ve işkence manzaralarıyla doluydu belki. CİA’nın işkence uçakları, ABD’li yoksulları vuran Rita Kasırgası, depremler, sosyal güvenlik mekanizmaların tasfiyesi vs. vs... Evet yine olumsuz, yine mutsuz bir tablo diyebiliriz. Ama bu kadar değil. O meşhur madalyonun bir yüzü daha var. Peki ne var acaba o yüzde? Direnen işçilerin, ezilen halkaların, eğitimsizliğe mahkum edilmeye çalışılan gençlerin, ezilen kadınların gülümseyen, kararlı yüzü var. İşte onlar bu yıl biraz daha öğrendiler mücadelenin ne demek olduğunu. Bir de zalime, zorbaya öğle hemen baş eğilmeyeceğini.
Irak’ın yiğit evlatları ülkelerini, özgürlüklerini teslim etmeyeceklerini haykırdı. Filistin’in küçük generalleri bir direnişin önder kadroları yok edilse de direniş ruhunun teslim alınamayacağını kanıtladı. Paris’in banliyölerinden şehirlere akan yoksul gençler ırkçı politikaları, sahte AB demokrasisinin çirkin yalanlarını tek tek ateşe verdiler. Türkiye’de 6 kasımda alanlara çıkan üniversiteliler, öğrenci gençliğin keyfi soruşturmalarla, kanunsuz idari cezalarla teslim alınamayacağını; özgür bilimsel eğitim talebinin ise ulaşılamaz bir talep olmadığını inatla dile getirdi. Kamu çalışanları -hem sadece Türkiye’de de değil- Almanya, İtalya, İspanya, Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkede düzenledikleri eylemlerle sermayenin dayattığı neo-liberal politikaları er geç çöpe atacaklarını haykırdı. İşçiler mi? işçiler hep ayaktaydı zaten! Onlar Güney Kore’de barikatların önünde, Kolombiya’da Coca Cola fabrikalarının önünde, Bolivya’da Amerikan patentli neo-liberal sömürü politikalarını uygulayan sağcı devlet başkanlarına karşı sokakta, Türkiye’de ambarlarda, tarlalarda, meydanlarda, grev çadırlarında hak arama mücadelesinin merkezindeydiler.
Evet 2005’te de sayısız haksızlık, eşitsizlik vardı. Ama yılmayan, direnen, düşünen ve sorgulayan, yaşanılası bir dünya mümkün diyenler de vardı. İşte onlar biraz daha ustalaştılar bu büyük insanlık mücadelesinde. İşte yeni yılın, yani 2006’nın da ana teması bu olacaktır! Ve elbet 2006’da da direnenlerin söyleyecek çok sözü olacak. Yeni yılda mücadele alanlarında, bulşmak dileğiyle; yeni yılınız kutlu olsun.
