Tarih: Ocak - Şubat 2006 | Sayı:İlerici Gençlik Sayı:10

DÜNYA BİR KEZ DAHA EZİLENLERİN ÖFKESİNİ GÖRDÜ! PATRONLARIN PARİS’İ YANMAYA DEVAM EDECEK!

7 Ekim 2005 Perşembe günü Fransa’nın başkenti Paris’teki Clichy-Sous-Bois banliyösünde 15 yaşındaki Bouna Traore ve 17 yaşındaki Zyed Benna adlı iki Afrika kökenli gencin polisten kaçarken elektrik akımına kapılarak ölmesinin ardından başlayan olaylar haftalar sonra pek “gelişmiş” batılı  devletlerce güçlükle durdurulabildi. Son günlerde dünya medyasına isyan haberleri azalmış gözükse de başta Paris olmak üzere Avrupa metropollerinin pek çoğunda derin bir huzursuzluğun devam etmekte olduğu saklanamayacak bir gerçek. Sadece Paris’de yaşanan olaylarda şimdiye dek 300’ün üzerinde insan gözaltına alınırken 20’den fazla kişi tutuklandı. Bugüne dek beş binin üzerinde araç ateşe verilirken gösterilere müdahale etmeye çalışan polisten de çok sayıda yaralananlar oldu. Bir kişi ise olaylar sonucu hayatını kaybetti. Bir gecede yüzlerce aracın ateşe verilmesinin yanında çeşitli devlet kurumları da isyandan nasibini alanlar arasında. 

Olaylar tüm Avrupa’yı sarstı! 


Belçika’nın başkenti Bürüksel’de yabancıların yoğun olarak yaşadığı Sengil ve Anderlecht bölgelerinde de onlarca araç kundaklandı. Ayrıca Almanya’da da Berlin ve Bremen’de gençler çok sayıda aracı tahrip etti.Saldırıların giderek farklı birboyut kazanması üzerine Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 6 Kasım günü ilgili bakanlarla birlikte Elysées Sarayı’nda iç güvenlik konsey toplantısı düzemek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı Chirac toplantı sonrasında “polis ve yargının faaliyetini güçlendirecek nitelikte bazı kararlar aldık” dediyse de bu kararlar hakkında bilgi vermedi. “Şiddet ve korkuyu yaygınlaştırmak isteyenler, alıkonacak, yargılanacak ve cezalandırılacaktır” diyen Chirac, konuşmasında banliyölerdeki durumun aşılabilmesi için “her bir bireye saygı, adalet ve şans eşitliği” gibi kavramlara vurgu yaptı. Bütün bu adalet ve demokrasi laflarının hemen ardından Fransa’nın belirli bölgelerinde olağanüstü hal uygulamalarını andıran tedbirler uygulanmaya başlandı. 


Bütün bu gelişmelere karşı Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin banliyölerde yaşayan göçmenleri “ayaktakımı ve pislik” olarak nitelemesi ve bu şöven söylemden geri adım atılmaması çatışmaları daha da şiddetlendirmiş vaziyette. 

Ezilenlerin isyanı!


Avrupa’yı demokrasinin beşiği belleyen Avrupalılar ve bizim gibi ülkelerde yaşayıp her fırsatta Avrupalı olmaktan dem vuranlar bu olaylar karşısında gerçeğe yüzlerini dönmek zorunda kaldılar. Bugün başta Fransız basını, politikacıları, bilim adamları olmak üzere Avrupa’nın ve dünyanın çeşitli yerlerinden aynı soru yüksek sesle dile getiriliyor “Neden isyan ediyorlar?”. 


Bugün Avrupa’nın “en gelişmiş”, en güçlü ülkelerinden birinde, Avrupa’nın ortasında yakılanlar sadece araba, çöp konteynırı veya barikatlar değil. İkiyüzlü Avrupa demokrasisi, milliyetçiliği ve ırkçılık sosuyla bulanmış sosyal politikalarıdır. 


Fransız banliyölerinde yaşayanların yarısının yaşı 20’nin altında. Göçmelerin işsizlik oranı yüzde 40’ın üzerinde. Polisle çatışan çoğu Afrika kökenli gençlerin yaşları 12 ile 25 arasında değişiyor. Görünen o ki kimliğinizde Fransız vatandaşı yazması Fransa’da işe girmek için asla yeterli değil. Aslında göçmen olanların isimleri bile “Fransız” olmadıklarını hemen ortaya çıkartıyor. Bu da Fransa gibi demokratik(!) bir ülkede işe alınmamak için geçerli bir neden. Fransa’da bir ay öncesine kadar ateş, kötü şartlardaki ev ve otellerin bulunduğu, göçmen banliyölerinden yükselmişti. Burada çıkan yangınlar sonucunda sadece 2005 Nisan-Ağustos aylarında Fransa’da 40’ın üzerinde göçmen, ırkçı kundaklama olayları sonucunda yanarak can verdi. 

“Baldırı çıplaklar” tekrar sokaklarda! 


İnsani koşullarda yaşamak, Fransız vatandaşlarıyla eşit koşullarda muamele görmek isteyen göçmenlerin sesine kulaklarını tıkayanlar, göçmenlerin sorunlarına sadece “Fransız kalmak” yetmezmiş gibi koşulları daha da ağırlaştıranların politik söylemleri tarihteki çok önemli bir olayı bir kez dah hatırlatıyor. 


1871 yılındaki Paris Komünü ayaklanmasının yaklaştığı günlerde sokakları dolduran binlerce yoksulu ve emekçiyi Fransız burjuvazisi ve aristokrasisi “bir avuç baldırı çıplak” diyerek aşağılamıştı. Ne tesadüftür ki 2005 Paris’inde Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy o bildik politik dili kullanarak Paris sokaklarını ateşe verenler için benzer nitelemeyi yapıyor. Onları “ayaktakımı ve pislikler” diyerek aşağılıyor. 


1871 yılında yükselen avrupa burjuvazisinin göz bebeği Paris’te herkesin yok saydığı “baldırı çıplaklar” gettolarından meydanlara çıkarak iş, ekmek, özgürlük nağralarıyla tarih yazmışlardı. Bugünse aynı Paris sokaklarını kent yoksulları ve göçmenler ısıttı. Görünen o ki uygar Avrupa’da(!) son yüz elli yılda pek de yol katedememiş.


Paris sokaklarında yakılmış olan ateş komünün ateşiyle aynı kaynaktan besleniyor. Bu kaynak kapitalizmin getirdiği sefalete, yoksulluğa ve aşağılanmaya duyulan öfkedir. Her türlü aşağılanmaya ve yoksulluğa yeter artık demek için, hiç kimsenin görmek istemediğini göstermek ve buradayız demek için öfke Paris sokaklarına gettolardan akıyor. 


“Ayak takımı” belki biraz lümpen, belki siyasi bilinci çok geri, belki çok örgütsüz ama bildikleri bir şey var o da ellerindeki ateşle yeni bir gelecek yeni bir umut aradıkları.


Belki uzaktan bakınca televizyonlara yansıyan görüntüler bazılarına biraz rahatsız edici, tedirginlik verici gelecektir. Ama işçiler, köylüler, kent yoksulları, öğrenciler, gençler, emekcilerin safında yer alan aydınlar için Avrupa’nın göbeğinde yanan ateş, ilerideki yolu aydınlatan, şimdilik küçük ama yarın büyümesi muhtemel bir ışık niteliğindedir. Aranan umudun hiç uzakta olmadığını ise biliyoruz.


Hülya Demir