Susurluk’tan Şemdinli’ye DEVLET VE TERÖR
Hepimiz Şemdinli’de yaşanan olayları ve sonrasında yaşanan gelişmeleri izliyoruz. Hatırlanacağı gibi içinde jandarma ve itirafçıların bulunduğu bir takım kişiler, Umut Kitapevi’ne bomba atmışlar ve halk tarafından suçüstü yakalanmışlardı. Durum tüm çıplaklığıyla anlaşılıp haber ulusal basına yansıyınca da ortalık karışmıştı. Askerler olay yerinde inceleme yapan, aralarında Şemdinli Cumhuriyet Savcısının ve Hakkari milletvekili Esat Canan’ın olduğu ekibe ateş açmış bununla da yetinmeyip orada toplanmış olan sivillere de hedef gözetmeksizin ateş etmişlerdi.
Halk tarafından yakalanan üç zanlıdan yalnızca birinin göz altına alındığının öğrenilmesi üzerine halk gösteriler yapmış, tepkisini demokratik yollarla dile getirmeye çalışmış fakat “güvenlik” kuvvetleri halka sert müdahale etmiş ve bu yüzden ölümler meydana gelmişti. Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt ise olaylara adı karışan astsubayı tanıdığını “iyi bir çocuk olduğunu, böyle şeyler yapacağını sanmadığını” açıklamıştı. Bu arada televizyonlardan sık sık duyduğumuz “terör örgütü bugün de bombalı saldırılar yaptı.” şeklindeki haberler pek duyulmaz olmuştu. Ayrıca daha önce patlayan bombaları kimin ne amaçla patlattığı da belirsiz hale gelmiş, kontr-gerilla faaliyetlerinin açığa çıkmasıyla, terörü kimin yarattığı konusundaki resmi açıklamalar inandırıcılığını tamamen yitirmişti. Olaylar doğallığıyla Yüksekova ve Hakkâri’ye yayılmıştı. Bu sırada olaylar yargıya “intikal” etmişti. Yani bazılarının susmaları için yasal kılıf da bulunmuştu. Tam da bu sırada daha önce varlığı ortaya çıkarılan Yüksekova Çetesi’nin davasının da beraatla sonuçlanması yargının bağımsız karar verebilme gücü konusundaki yaygın endişeleri arttırmıştı.
Olayların Gelişimi
Olayların bu noktaya nasıl geldiğini anlayabilmek için Kürt sorununun hangi aşamada olduğuna bakmak gerekir. Bilindiği gibi PKK “Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümünü sağlayabilmek adına” tek taraflı ateşkes ilan ettiğini duyurmuştu. Bu şekilde diyalog şansı yaratarak sorunu çözme girişimlerinde bulunmuştu. Bu dönemden başlayarak farklı Kürt grupları da sürekli barış ve diyalog çağrısı yapmış ve bölgede uzun zaman sonra çatışmalar azalmış, olağanüstü hal kaldırılmıştı. Hatta kimi demokratik müdahaleler sonucunda devletin resmi kanalı olan TRT Kürtçe yayına başlamış ayrıca Kürtçe dil kurslarının açılmasına izin verilmişti. Fakat egemenler bu göstermelik hamleleri yaparken bile askeri seçeneklerden hiç vazgeçmemiş, dönem dönem askeri operasyonlar yapmışlar ve asıl niyetlerini belli etmişlerdi. Egemenler için çözüm tekti: “teslimiyet”. Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden değil de daha çok AB’nin egemenler üzerinde oluşturacağı “baskıyı” hesap ederek atılan adımlar göstermelik hamlelerin ötesinde bir yere gidememişti. Çok geçmeden ordudan “PKK’nin siyasallaşmak isteği ve bunun önceki durumdan daha tehlikeli olduğu ve kesinlikle durdurulması gerektiği” yönünde açıklamalar gelmeye başlamıştı. Provakasyon süreci başlamak üzereydi.
Hazırlanan sürecinin başlangıcı Mersin’deki Newroz Mitingi’nde verilmişti. Burada birileri devreye girerek bayrak provokasyonu yaratmış ve bütün Türkiye’yi birden bire histerik bir şekilde bayrak sevdası sarmıştı. İnsanlar bayrağa yapılan “saldırıdan” bütün Kürtleri sorumlu tutmaya başlamıştı. Bu süreç Trabzon’daki linç girişimi ve çeşitli illerde yapılan provakasyon girişimleriyle tırmandırılmaya başlandı. Bu arada 1 Mayıs afişlemesi yapan TÜM-İGD’liler de, bayrak yaktıkları iddiasıyla polisin saldırısından sonra, Darıca’da göz altına alındı. Toplumda tırmanan bölünme, Gemlik Yürüyüşü sırasında Kürtlerin linç edilme girişimleri iyice somutlandı. Provokasyonların bu noktalara varmasındaki en önemli etken olarak, aslında Anayasa’ya bile aykırı olacak bir şekilde, Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı “sözde vatandaş-özde vatandaş” açıklamaları ve “tüm halkı topyekün mücadeleye” çağırılması son derece belirleyicidir.
Yukarıda kısaca değindiğimiz süreç, Şemdinli olayından sonra iyice kesinleştiği gibi, bölgede yürütülen kontr-gerilla provokasyonları son bir yıl içinde yoğunlaşmış, bölge halkı ise ciddi bir tedirginlik içerisinde, giderek sayısı artan ve kimin yaptığı henüz kesinleşmemiş olan, saldırıları izler olmuştu. İşte bu uyanıklık sayesinde ve kontr-gerillacıların kendilerine olan fazla güvenlerinin yarattığı hatalar sayesinde kontr-gerilla suçüstü yakalanabilmiş ve sonra takip ettiğimiz süreç başlamıştır.
Şemdinli bölgede hem coğrafi hem de stratejik olarak belirli önemelere sahip bir ilçe. Aslında bir bütün olarak Hakkari ili böyle değerlendirilebilir. Kürt Hareketinin ilk silahlı eylemlerini yaptığı ve yüksek oranda taban bulduğu bir yer. Aynı zamanda bölgedeki demokrasi mücadelesinin kalelerinden sayılabilecek bir konumda. İşte bunların üst üste gelmesiyle birlikte Şemdinlililer hedef tahtasına yerleştiriliyor ve süreç hızlandırılıyor.
Bölge halkı ile yapılan görüşmelerde ve bölgeden daha önce gelen haberlerden anlaşıldığı üzere bu eylemler sistemli bir şekilde çok önce başlamış durumda. Öncelikle Şemdinli’de ve Hakkari’de bir çoğunu duymadığımız bombalamalar son dönemde giderek artıyor. Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari halkını açık olarak tehtit eden, ayaklarını denk almazlarsa canlarından olacaklarını belirtilen bildiriler dağıtılıyor. Geceleri bir çok eve karmaskeli ve silahlı insanlar tarafından baskınlar yapılıp, özellikle kadın ve çocuklara zarar verilmeye başlanmış. Bu baskınların önemli bir kısmında, maskelilerin gidişinin hemen ardından gelen polis kuvvetleri gözaltılar gerçekleştirmiş. İl genelinde ve özellikle de Şemdinli’de epey güçlü olan Demokrasi Platformu’nun çadırının önünde bomba patlatılmış ve en nihayetinde, kupa maçı olduğu halde boş olan, askeri gazinonun yakınlarında bir patlamayla çevreye büyük zarar verilmiş. İnsanlar ölmüş ve yaralanmış. (Bu bilgiler 6 Aralık 2005’te Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan Şemdinli olayları ile ilgili panelden elde edilmiştir.)
Linç Girişimi İddiası Yalandır!
Bütün bu saydığımız olayların yarattığı zeminde Umut Kitapevi’ne bomba atma eyleminin ardından “birileri” kıskıvrak yakalanıyor. Burada ilginç olan bölge halkının tüm yaşadıklarına rağmen, yakaladıklarını ve aracı linç etmekten ziyade, savcının gelmesini istemek ve savcı gelene kadar olay yerini terk etmeyeceklerini söylemesi. Ancak bu sırada havaya ve kalabalığa ateş açarak insanların elinden yakaladıkları kişiler polisler tarafından alınıyor. Yinede aracın başından ayrılmayan halk, savcının ve heyetin gelmesini bekliyor ve araçtakileri tutanağa geçirtme mücadelesi veriyor. Fakat savcı gelip olay yeriniincelemeye başladıktan biraz sonra kalabalığa ve savcının ve millet vekillerinin bulunduğu heyete ateş açılmış ve olayın üstü zor kullanarak kapatılmaya çalışılmıştır. Medya tarafından dillendirilen linç girişimi iddiası ise bölge halkı tarafından değil olsa olsa “güvenlik” kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmek istenmiştir.
Şemdinli’de yaşanan olay, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde demokratikleşebileceğini sananlar başta olmak üzere herkese büyük bir ders olmalıdır. Bu ülkede demokrasi ve özgürlük için kavga veren iç dinamikleri güçlendirmeden her hangi bir köklü değişiklik olmayacaktır. Kimse bu uğraştan vazgeçip yönünü Brüksel’e, Washington’a dönmemelidir. Ülkemizin iç dinamiklerinin güçlenmesi durumunda ise Türkiye’nin emperyalist AB’ye, demokratikleşmesini istemek saçma bir şey olacaktır. Kavga demokrasi odaklarını güçlendirmek noktasında geliştirilmelidir. Kimse bizim gibi ülkelerin rahatça demokratikleşeceği hayaline kapılmasın.
Şemdinli’de ortaya çıkarılan çetenin daha önceki çeteler gibi unutturulmaya çalışılacağı kesindir. Bizler bu çabaya karşı her türlü araçla karşı koymalıyız. Mesele sadece bu çetenin cezalandırılması da değildir. Ülkenin demokratikleşmesi için yakalanan önemli bir fırsatı takip etmek, geliştirmek her duyarlı insanın çabası haline getirilmelidir. Bu yaşanan olaylar, bize güçlü demokrasi odakları yaratabilmek için uygun zeminler vermektedir. Tüm demokratlar, ilericiler görev başına.
Onur Balcı
Beytepe’de Çetelere Öfke Vardı!
Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen bombalama olayını kınayan Beytepeli öğrenciler 28 Kasım Pazartesi günü Hacettepe Üniversitesi’nin Beytepe Kampüsünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Saat 12.00’de Edebiyat Fakültesi’nin içinde toplanan yaklaşık 100 kişilik öğrenci topluluğu “Kahrolsun MİT-CİA-KONTRGERİLA!”, “Şemdinli halkı yalnız değildir!”, “biji berxwedana şemzinan!” gibi Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak okul içinden yürüyüşe geçti. Sloganlarla yemekhanenin önüne gelen grup burada bir basın açıklaması yaptı.
ANKARA GENÇLİK DERNEĞİ, BAĞIMSIZ GENÇLİK HAREKETİ, DEVRİMCİ GENÇLİK, EMEK GENÇLİĞİ, DEVRİMCİ PROLETER GENÇLİK, EKİM GENÇLİĞİ, KURTULUŞ PARTİSİ GENÇLİĞİ, ÖĞRENCİ MUHALEFETİ, SOSYALİST GENÇLİK DERNEĞİ, SOSYALİST DEMOKRASİ GENÇLİĞİ ve TÜM-İGD’Lİ ÖĞRENCİLER adına okunan basın açıklaması “dün susurluk bugün Şemdinli”, katiller halka hesap verecek sloganları eşliğinde sonlandırıldı.
