bir haber, bir yorum, BİR 6 KASIM YAZISI.
Her ne kadar 6 Kasım’ın üstünden iki ayı aşkın bir zaman geçtiyse de öğrenci muhalefetinin en önemli günlerinden olan bugüne kısa da olsun değinmeden geçmeyelim dedik. Önce İstanbul Beyazıt’ta yapılan eylemi kısa bir hatırlatmakta fayda var: Bu yıl 6 kasım pazar gününe geldiği için İstanbul’daki protesto gösterileri 9 kasım 2005 çarşamba günü gerçekleştirildi. Bağımsız Gençlik Hareketi, Öğrenci Otonomları, Toplumsal Özgürlük Platformu, Kaldıraç, Öğrenci Muhalefeti, Alınteri çevrelerinden öğrencilerin yanı sıra TÜM-İGD’li öğrencilerin de katıldığı eylem saat 12.30’da Sirkeci tramvay durağında başladı. Yaklaşık ikiyüz kadar öğrenci buradan tramvaylarla eylemin gerçekleştirileceği Beyazıt Meydan’ına geldi.
Tramvay durağında söylenen marşlar, sloganlar meydana ulaşana dek devam etti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Beyazıt fakültelerinden gelenlerle birlikte yaklaşık olarak beş yüz kişiye yaklaşan kitle iki saat boyunca eylemi sürdürdü. Alınan ortak karar gereğince parti veya kurumlar kendi pankart veya bayraklarını açmazken öğrenciler kendi okullarının imzasını taşıyan pankartların arkasında yer aldılar. Basın açıklamalarının ve mesajların okunmasından sonra meydandan İstanbul Üniversitesi giriş kapısına yürüyen kitle kapının açılmaması üzerine Eczacılık Fakültesi’nin yanından geçerek yan giriş kapısı olarak tarif edilen yere geldi ve burada rektör Mesut Parlak tarafından kapıların öğrencilere kapatılmasını yapılan kısa bir basın açıklamasıyla protesto edildi. Öğrenciler basın açıklamalarının ardından dağıldı.
Bir de Madalyonun Öteki Yüzüne Bakılmalı!
Bütün bu anlatılanlara karşın eylemin çok ciddi eksiklik ve hataları da vardı. Son üç dört yıldır özellikle İstanbul’da gerçekleştirilen öğrenci eylemlerinde ciddi bir katılım sıkıntısı yaşanmakta. Bu durumun geldiği son aşamayı göstermesi açısından bu sene ki 6 Kasım eylemi son derece açıklayıcı oldu. İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüs’ten dahi sadece 50-60 öğrencinin eyleme çıkmış olması muhalif öğrenci hareketinin üniversitelerde ne denli gerilemiş olduğunun hepimize göstermiş oldu. Ayrıca eylemin ardından üniversiteye girmek isteyen öğrencilerin rektörlük talimatıyla içeri alınmaması ve buna karşı kapıların zorlananamış olması öğrenci hareketinin özellikle 90’lı yılların ortasında yeniden yüksellttiği militan ve kararlı ruhun kaybedilmekte olduğunu göstermekte. Daha altı yedi yıl öncesine kadar üç bin dört bin öğrencinin geldiği bu gibi etkinliklerde bugün bir kaç yüz kişiye düşülmüş vaziyette.
Artık öğrenci hareketi açısından ciddi bir muhasebe zamanının geldiği hisssediliyor. Böyle bir hesaplaşma bu yazının konusu değil. Ancak şu bir gerçek ki başta ilerici gençler olarak bütün muhalif, devrimci öğrenci grupları üniversite mücadelesinin yarınını yeniden tartışmak zorunda. Çünkü 6 Kasım 2005 eylemi bize bir yolun sonuna gelindiğini bağıra çağıra anlatmakta!
