Tarih: Ocak - Şubat 2006 | Sayı:İlerici Gençlik Sayı:10

işsizlik ve yoksulluk artıyor, ÖZELLEŞTİRME TEHTİDİ BÜYÜYOR

Amerikancıların ve Kapitalistlerin Partisi (AKP) iktidara geldiği ilk günden itibaren yürüttüğü işçi-emekçi kazanımlarına yönelik saldırılarını aynı açgözlülük ve vahşilikle devam ediyor. En açık örnek uygulanan vahşi özelleştirme politikaları. AKP’li üst düzey yöneticiler bulundukları istisnasız her ortamda özelleştirmenin faydalarından dem vurup gözlerine kestirdikleri kamu kuruluşlarının (bu da hemen hemen hepsi yapıyor!) özelleştirilmesi konusunda insanları ikna etmeye çalışıyorlar. Üstelik işi “özelleştirme karşıtlığı, demokrasi karşıtlığı ile aynı şeydir.” (R.Tayyip Erdoğan, AKP İl Başkanları Toplantısı, 13 Temmuz 2005) demeye kadar getirmiş vaziyette.


Özelleştirme hareketi kapitalizmin doğası olan özel teşebbüs fikrinin pratiği olarak ele alınabilir. Ancak özelleştirme neo-liberal politikalarla dünya ölçeğinde hız kazanmış, emperyalist ahtapotların sömürücü kollarının ezilen ulusların ortak kazanımlarına uzanmasını sağlamaktadır. Türkiye’de özelleştirme politikasına sürat veren ise neo-liberalizmin Türkiye şefi Turgut Özal olmuştur. ABD’nin ekonomik sömürü dayanağı Dünya Bankası’nın baskısıyla 1985’te “Özelleştirme Ana Planı” hazırlanmış, bu çerçevede yağma hareketleri günümüze kadar gelmiştir. Özelleştirme senelerdir “bu kurumlar zarar etmektedir, modern sanayiye göre ilkel kalmışlardır.” Safsataları ile gerçekleştirilmektedir. SEKA, TEKEL, Seydişehir, Erdemir ve TELEKOM bugün bu saldırılardan nasibini almaktadır. Bu kuruluşların özelleştirme girişimlerinin de AKP ile başlamayıp, 1993’ten itibaren başa gelen hükümetler tarafından sürdürülmesi ise burjuva partileri arasındaki (Bu kategoriye CHP’den MHP’ye kadar bütün sosyal demokrat ve sağ partileri rahatlıkla sokabiliriz.) farksızlığı kanıtlamaktadır. Bütün bu kuruluşlar yok pahasına kapitalistlerin ve emperyalistlerin kasasına sığdırılmaktadır. 


Oysa bütün bu kamu kuruluşları için söylenenlerin palavra olduğu gün gibi ortada. Mesela sadece TEKEL’in sahibi olduğu gayri menkullerin değeri 2 milyar doları bulmaktadır. Bu yüksek miktarlara rağmen TEKEL gibi bir dev üç kuruş paraya haraç mezat satılmış, stratejik önemi olan tekel sektörü çoğu yabancı özel teşebbüslere bırakılmıştır. Diğer kurumlar da ya bir yıllık karlarının altında ya da birkaç yıllık karları karşılığında kapitalistlere ve emperyalistlere bırakılmıştır. Bu talanlarla tekelci burjuvazi gücünü arttırmış, emperyalist odaklar ise ülkenin genç ucuz işgücünü ve her türlü hammaddesinin kaynağını sömürme imkanı bulmuştur. Bu yağma hareketine karşı çıkan, isyan eden işçilere ve onların eşlerine ise siyasi iktidar, polisi, jandarmayı saldırtmıştır. İşini, ekmeğini korumaya çalışan insanlara gaz bombasıyla, copla karşılık vermiştir. Böylece işçilere karşı patronların yanındaki yerini belirlemiştir.


Özelleştirmenin sonucu daha fazla işsizlik, daha fazla eşitsizlik, insanın en temel ihtiyaçları olan eğitim ve sağlıktan yararlanamaması, ülkenin emperyalistlere tam teslimiyetidir. Bu koşullar altında ilericiler, demokratlar bu yağma hareketlerine karşı hiç kuşkusuz işçilerin, köylülerin yanında yer almalıdır. Aslında sermayenin imamı doğru söylüyor: “bunlar demokrasiye düşman” derken. Biz bu koşullar altında böyle sahte bir demokrasinin karşıtı olmalıyız. Bir avuç patronun çıkarını kayıran, çoğunluktaki halkı ezen, tanımayan demokrasisinin karşıtı… Çünkü gerçek demokrasiye bu karşıtlığı büyüterek ulaşacağız!

Emre Keten





Memleketten   haberler...

Sonunda bu da olacakmış: Şimdi de Tuz Gölü Özelleştiriliyor!



Memlekette daha özelleştirilecek ne kaldı derken merhum patron Sakıp Sabancı’nın fahri öğrencileri en sonunda bir büyük özelleştirme “başarısına” daha imza atmak üzere. “Benim görevim ülkeyi pazarlamak” diyen Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP Hükümeti Türkiye’nin ikinci büyük gölü ve en büyük tuz kaynağı olan Tuz Gölü’nü özelleştirilmek üzere.


İktidara geldiği günden beri, yoksul halkın ve emekçilerin hiç bir talebini göz önünde bulundurmayarak ülkemizin SEKA, Telekom ve Seydişehir gibi en değerli kuruluşlarını sermayeye peşkeş çeken AKP iktidarı şimdi de gözünü Tuz Gölü’ne çevirmiş durumda. Nerdeyse hiç bir iktidar döneminde tam kapasite çalıştırılmamasına karşın yılda ortalama 1.800.000 ton tuz elde edilen ve bu sayede halkımızın ihtiyaç duyduğu yıllık tuz miktarının büyük bölümünü tek başına karşılamakta olan gölün 2003 yılındaki net karı 43 trilyon. Göl ülkemiz ekonomisi açısından öneminin yanı sıra, içinde bulunduğu ilçe olan Şereflikoçhisar’ın da ekonomisinin can damarı durumunda. Tuz Gölü’ne bağlı çeşitli işletmelerde halen 1000’e yakın işçi çalışmakta.