Tarih: 01.07.2008 | Kategori: Toplumsal Haberler

"Sıvası dökülmüş kahpe bir duvar gibi, Sivas'ı dökülmüş bir Türkiye kaldı içimde!" *

"Sıvası dökülmüş kahpe bir duvar gibi, Sivas'ı dökülmüş bir Türkiye kaldı içimde!" *
Acının ve öfkenin 15. yılını geride bırakıyoruz. 33 aydın ve yazarımızla birlikte 2'de otel emekçisinin katledildiği kara gün 2 Temmuz'da ülkemizdeki ilerici, demokrat güçler, yaşananların hesabını sormak için yeniden alanları dolduracak, katliamdan sorumlu devlet görevlilerinin ve bütün bunları yaratanların gericiliği ve şovenizmi tekrar halkımıza anlatılacak. Burjuvazi bu karanlık katliamı bize unutturamayacak!
Başından beri burjuvazi, ilericileri, sosyalistleri sindirmek için tüm faşizan yöntemleri kullandı. Çok kültürlü toplumumuzu birbirine düşman etmek için elinden geleni yaptı. Aynı topraktan yiyen, aynı gökyüzünden soluyan Anadolu halklarına Türk-Sünni-Hanefi anlayışını dayattı. Türk-İslam sentezini resmi din olarak pompalayan egemenler kendisinden olmayanlara karşı katliamlar düzenledi. Sivas bunlardan sadece birisiydi ve belki de en vahşi olanıydı. Burjuvazi, Alevi toplumunun haklarını ve taleplerini kabul etmediği gibi, onları kendi topraklarında bu tip kışkırtmalara başvurarak halkların birbirine düşmesini sağladı. Emekçi kesimlerin, günlük ve sınıfsal sorunlarını unutmasını isteyen, halklar arasında yapay sorunlar ve düşmanlıklar üreten sistem, asıl mesele olan sömürüyü unutturarak, kendi egemenliğini sürdürmek için gerektiğinde insanların yakılarak öldürülmesinden memnun dahi olmuştur.

Bir kültür-sanat şenliğinden katliama dönüşen tarih: 2 Temmuz
1978'den beri geleneksel olarak yapılan Banaz Pir Sultan Abdal Şenliği için 1993'de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, dönemin tüm ilerici demokratik unsurlarına ve Alevi örgütlerine bir çağrıda bulunarak organizasyonu merkezleştirmeyi ve bu şenlikte herkesin emeğinin geçmesini istemişti.

Bu sırada dinci-yobaz topluluklar tarafından böylesine barışçıl ve kültürel bir şenlik 6-7 Eylül Katliamı ve Çorum-Maraş Katliamı gibi tahrik edilerek provoke edildi. Gazete ilanları ve elden ele dağıtılan bildirilerle Sivas'taki yobazlar harekete geçirildiler. Şeriatçı kesimler "Müslüman Kamuoyuna" başlıklı ve altında "Müslümanlar" imzası olan ırkçı ve mezhepçi bildiriler dağıttılar. Bu bildiride şöyle yazmaktaydı: "Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir. Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: İslâmın Peygamberi'ni ve kitabın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür."

Güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyin(!)
Burjuvazi adım adım katliamı örmüştür. Bu bildiri ve söylemlerle galeyana gelen dinci/faşist topluluklar 2 Temmuz 1993'te öncelikle şenliğin yapılacağı kültür merkezine gitmiş, orada öldürecek insan bulamayınca yazarların, sanatçıların kaldığı Madımak Otel'ine yönelmiştir. Burada saatlerce ırkçı ve dinci sloganlar atan yobaz topluluk otelin çevresinde arabaları ateşe vermişti. İş çığırından çıkmasına rağmen kolluk kuvvetleri hiçbir şey yapmadan bekliyorlardı. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaptığı açıklamada şöyle diyordu: "Güvenlik Güçleriyle Halkı Karşı Karşıya Getirmeyin"


Bir ülkenin cumhurbaşkanı katliamın engellenmesine karşı olmuş ve kolluk kuvvetlerinin bu katliama karşı katilleri durdurması engellenmiştir. Burada kastedilen "halk", şeriatçı yobaz kitlelerdir.

Önünde hiçbir engel olmayan ve burjuvazi tarafından istedikleri şeyi yapmak için izin verilen ırkçı-yobaz topluluk oteli ateşe vererek içerisinde gencinden yaşlısına, Anadolu kültürüyle birikmiş aydınlarını ve sanatçılarını diri diri yakarak bi vahşet işlemişlerdir. Otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 37 kişi yanarak ve dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi ise olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Dönemin iktidar ortaklarından olan ve Alevi oylarının büyük çoğunluğunu alan SHP katliamdan önce ve sırasında hiçbir şey yapmayarak kimlerin safında olduğunu göstermiştir. Egemenler katliamın durdurulmasını önlemiş ve sadece izlemekle kalmıştır.

Oteli saran "vatandaşlarımıza" bir şey olmamıştır
Katliam anına seyirci kalan ve hiçbir önlem almayan kolluk güçleri büyük bir pişkinlikle bu vahşice katliamı görmezden gelmiştir. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller yaptığı açıklamada: "Oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır" demiştir. Oteli saran yobaz katillerin başına bir şey gelmediğini büyük bir başarı gibi sunan Çiller, yardım çığlıkları içinde diri diri yanan ülkenin en birikimli kesimlerinin yanmasına göz yumduğunu açıklamalarında göstermiştir.

Sivas'ın ışığı sönmeyecek
Burjuvazi katliamdan sonra sadece 33 kişiye idam cezası vermiş ve bu karar da temyize gitmiştir. Dava süreci devam etmektedir fakat bu katliamın asıl sorumluları hala ülkemizin siyaset odakları gibi gösterilip, saygı duyulan bireyler olarak pazarlanmaktadır.

Sivas'ta yaşanan bu vahşetin hangi amaçlara hizmet ettiği bilinmektedir. Maraş'ta, Çorum'da, 6-7' Eylül'de, 1 Mayıs'larda, Newrozlarda, 8 Mart'larda yapılanlar ülkemizde hakları için mücadele veren ilerici, demokrat kesimlerin, sömürülmemek için mücadele eden işçi ve topraksız köylülerin köle düzeninde yaşamaları içindir. Burjuvazi barıştan yana, demokrasiden yana, emekten yana tüm odakları kendine bir tehdit olarak görerek, onları fırsatını buldukça katletmek için elinden geleni yapmaktadır. Çünkü bu onun temel ahlâkıdır


Türkülerin yanmadığını ve Sivas'ın ışığının sönmediğini bir kez daha görüyoruz. Emekten, barıştan, sosyalizmden yana olan ilerici gençler demokrasi ve devrim mücadelesi sürecinde katledilen hiçbir dostu unutmayacak. Nazım Hikmet ustanın "Kerem Gibi" dediği gibi:

"Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karan-
-lıklar
aydın-
-lığa."

* Küçük İskender'in bir şiirinden mısralar