Beyoğlu Polis Merkezi işkence merkezine döndü! İlericiler, aydınlar, hukukçular işkenceye karşı sesimizi yükseltelim!
Önce 27 yaşında bir işçi Mehmet Cirit'in dalağı işkenceyle parçalandı. Şimdi de genç bir Nijeryalı göçmen nezarethanenin içinde vurularak katledildi. Bu Beyoğlu Emniyetinde son sekiz ayda yaşanan 40. işkence vakası!
Polisin işkence yorumu: Yaşam hakkına "0" tolerans!
Kamuoyunda genellikle "Polis Yasası" olarak bilinen ve de polisin hak ve yükümlülüklerini belirleyen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda (PVSK) geçtiğimiz günlerde yapılan düzenlemeler kanlı meyvelerini erken vermeye başladı. Hatırlanacağı gibi söz konusu değişiklikler sonucu polise genel asayiş ve suç şüphesi gibi oldukça muğlak bir takım kavramlara dayanarak kişisel özgürlükleri kısıtlama olanağı sağlanmıştı.
Hak ihlalleri ve işkence konusunda geçmişten günümüze oldukça kabarık bir sicili olan Beyoğlu Emniyeti hakkında her gün yeni bir işkence iddiası ortaya çıkıyor. Yaşanan vahşetin dozu ise günden güne artıyor. Son olarak 25 yaşında Nijerya uyruklu Festus Okey isimli bir göçmen karakolda silahla vurularak katledildi.
Emniyet yetkililerinin infaza ilişkin yaptığı açıklamada: "Okey'in uyuşturucu satıcısı birisinin yanında yakalanarak Emniyet Müdürlüğü'ne getirildiği ve nezarethaneye konulacağı sırada polisin silahını almak isteyince çıkan arbede esnasında, silahın yanlışlıkla ateş alması sonucunda vurulduğu"* söylendi. 12 Eylül günlerinde katledilen devrimciler için söylenen "ayağı kaydı, kafasını merdivene vurdu" şeklinde yapılan uyduruk savunmalarla aynı mantıkla yapıldığı belli olan bu açıklama elbetteki son sekiz aylık süre içerisinde Beyoğlu Emniyetinde yaşanan 40'ı aşkın işkence vakasına değinmiyor bile!
Ülkemizde işkence sistematik ve bilinçli olarak uygulanan bir politika. Hem yakın siyasi tarihimizde yaşananlarla hem de bu konuda tüm yasal engellemelere rağmen alınmış onlarca ulusal ve ulusüstü yargı kararlarıyla işkence olgusu belgeli vaziyette. Her ne kadar, AKP iktidarı tarafından, son yıllarda Avrupa Birliği'ne uyum adı altında insan hakları ve işkencenin önlenmesi konularında bir takım hukuksal iyileştirmelerin yapıldığı iddia edilse bile gerçekler bunun tam tersi yönde. Ağırlıklı olarak Kürt illerinde görmeye alıştığımız kaba ve ağır işkence metotları artık daha açıktan İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin merkezlerinde de uygulanmaya başlandı.
Neden Beyoğlu?
Özellikle devlet açısından önem arz eden belirli bazı "hassas" bölgelerde işkencenin günden güne daha da sıradan bir metot haline geldiğini görmek mümkün. Meseleye bu açıdan bakılacak olduğunda işkence iddialarının Sarıyer, Üsküdar veya Bakırköy gibi semtlerde değil de neden özellikle Beyoğlu'nda yoğunlaştığını anlamak daha mümkün hale geliyor. Her gün milyonlarca insanın gezdiği, okuduğu, çalıştığı bir yer Beyoğlu. Ayrıca bir başka özelliği daha var. Hemen hemen bütün ilerici, devrimci, muhalif basın-yayın ve sanat kuruluşlarının merkezlerinin veya en azından lokallerinin, şubelerinin olduğu bir yer. İşçi sınıfının tarihi 1 Mayıslarının alanı. İstanbul'un ana kavşaklarından birisi. Anlaşılan o ki Beyoğlu ve Taksim bölgesinin bu yapısı nedeniyle ayrık otlarının temizlenmesi için bazı kişi veya kurumlar Beyoğlu Emniyetine açık çek vermiş vaziyetteler. Aksi takdirde bunca belgeli ve açık işkence vakasına rağmen hala aynı komiser ve amirler nasıl görev başında tutulmaktalar?
İşkenceye Karşı Sessiz Kalmak Ona Ortak Olmaktır!
Günden güne artan işkence iddiaları karşısında sosyalistlere ve ilerici çevrelere büyük görevler düştüğü ortada. Bu amaçla işkenceye karşı toplumsal muhalefeti örmek; hukuksal ve siyasal olarak işkencecileri hayatın her alanında mahkum etmek için mücadeleyi yükseltelim. Dayanışmamızı büyütelim. Unutmayalım işkenceye karşı sessiz kalmak ona ortak olmaktır!
*Alıntının kaynağı: http://www.sesonline.net - 30/08/2007
Kamuoyunda genellikle "Polis Yasası" olarak bilinen ve de polisin hak ve yükümlülüklerini belirleyen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda (PVSK) geçtiğimiz günlerde yapılan düzenlemeler kanlı meyvelerini erken vermeye başladı. Hatırlanacağı gibi söz konusu değişiklikler sonucu polise genel asayiş ve suç şüphesi gibi oldukça muğlak bir takım kavramlara dayanarak kişisel özgürlükleri kısıtlama olanağı sağlanmıştı.
Hak ihlalleri ve işkence konusunda geçmişten günümüze oldukça kabarık bir sicili olan Beyoğlu Emniyeti hakkında her gün yeni bir işkence iddiası ortaya çıkıyor. Yaşanan vahşetin dozu ise günden güne artıyor. Son olarak 25 yaşında Nijerya uyruklu Festus Okey isimli bir göçmen karakolda silahla vurularak katledildi.
Emniyet yetkililerinin infaza ilişkin yaptığı açıklamada: "Okey'in uyuşturucu satıcısı birisinin yanında yakalanarak Emniyet Müdürlüğü'ne getirildiği ve nezarethaneye konulacağı sırada polisin silahını almak isteyince çıkan arbede esnasında, silahın yanlışlıkla ateş alması sonucunda vurulduğu"* söylendi. 12 Eylül günlerinde katledilen devrimciler için söylenen "ayağı kaydı, kafasını merdivene vurdu" şeklinde yapılan uyduruk savunmalarla aynı mantıkla yapıldığı belli olan bu açıklama elbetteki son sekiz aylık süre içerisinde Beyoğlu Emniyetinde yaşanan 40'ı aşkın işkence vakasına değinmiyor bile!
Ülkemizde işkence sistematik ve bilinçli olarak uygulanan bir politika. Hem yakın siyasi tarihimizde yaşananlarla hem de bu konuda tüm yasal engellemelere rağmen alınmış onlarca ulusal ve ulusüstü yargı kararlarıyla işkence olgusu belgeli vaziyette. Her ne kadar, AKP iktidarı tarafından, son yıllarda Avrupa Birliği'ne uyum adı altında insan hakları ve işkencenin önlenmesi konularında bir takım hukuksal iyileştirmelerin yapıldığı iddia edilse bile gerçekler bunun tam tersi yönde. Ağırlıklı olarak Kürt illerinde görmeye alıştığımız kaba ve ağır işkence metotları artık daha açıktan İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin merkezlerinde de uygulanmaya başlandı.
Neden Beyoğlu?
Özellikle devlet açısından önem arz eden belirli bazı "hassas" bölgelerde işkencenin günden güne daha da sıradan bir metot haline geldiğini görmek mümkün. Meseleye bu açıdan bakılacak olduğunda işkence iddialarının Sarıyer, Üsküdar veya Bakırköy gibi semtlerde değil de neden özellikle Beyoğlu'nda yoğunlaştığını anlamak daha mümkün hale geliyor. Her gün milyonlarca insanın gezdiği, okuduğu, çalıştığı bir yer Beyoğlu. Ayrıca bir başka özelliği daha var. Hemen hemen bütün ilerici, devrimci, muhalif basın-yayın ve sanat kuruluşlarının merkezlerinin veya en azından lokallerinin, şubelerinin olduğu bir yer. İşçi sınıfının tarihi 1 Mayıslarının alanı. İstanbul'un ana kavşaklarından birisi. Anlaşılan o ki Beyoğlu ve Taksim bölgesinin bu yapısı nedeniyle ayrık otlarının temizlenmesi için bazı kişi veya kurumlar Beyoğlu Emniyetine açık çek vermiş vaziyetteler. Aksi takdirde bunca belgeli ve açık işkence vakasına rağmen hala aynı komiser ve amirler nasıl görev başında tutulmaktalar?
İşkenceye Karşı Sessiz Kalmak Ona Ortak Olmaktır!
Günden güne artan işkence iddiaları karşısında sosyalistlere ve ilerici çevrelere büyük görevler düştüğü ortada. Bu amaçla işkenceye karşı toplumsal muhalefeti örmek; hukuksal ve siyasal olarak işkencecileri hayatın her alanında mahkum etmek için mücadeleyi yükseltelim. Dayanışmamızı büyütelim. Unutmayalım işkenceye karşı sessiz kalmak ona ortak olmaktır!
*Alıntının kaynağı: http://www.sesonline.net - 30/08/2007