Tarih: 04.1.04 | Kategori: Toplumsal Haberler

Asırlık geleneğimiz

Asırlık geleneğimiz
26 Nisan 2004
"Sessizliğimizin, bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacağı gün de gelecektir."
Bu sözleri Amerika Birleşik Devletleri'nin Şikago kentinde sekiz saatlik işgünü hakkı için gösteri yaptıkları ve bu sebeple halkı devlete karşı kışkırttıkları iddiasıyla tutuklanan Spies, idam edilmeden birkaç dakika önce söylüyordu.

19. yüzyılın başlarında İngiltere'de küçük atölye üretiminden modern sanayiye geçiş süreci başlamıştı. Bu geçişte üretim araç ve tekniklerinin ilerlemesine karşın işçilerin çalışma koşulların hızla geriye gitmesi işçi sınıfını kendi hakları için mücadele etmeye zorluyordu. ABD'deki durum da İngiltere'den farksızdı. Ülkede yaşanan iç savaşın faturası öncelikle emekçilerin, işçilerin sırtına bindirilmeye çalışıldı. Ucuz çalışma koşulları zorla dayatıldı. 1874 yılında ABD işçi sınıfı büyük bir uyanış gerçekleştirdi ve dört eyalette birden işçi ücretlerinin düşürülmesi kararına karşı direnişe geçti. İşçi sınıfının bu atılımı karşısında hükümet eylemleri şiddet kullanarak bastırmaya çalışdı. Bunun sonucunda on işçi lideri öldürüldü, onlarcası da hapishanelere atıldı. 1877'ye gelindiğinde, bütün baskılara rağmen, sekiz saatlik işgünü isteyen ve ücretlerin düşürülmesini protesto eden işçilerin eylemleri doruğa ulaşmıştı. 1877 eylemleri de kanlı biçimde bastırıldı; ancak işçiler haklarını nasıl kazanacaklarını öğrenmişlerdi bir kez.
1 Mayıs 1886 günü Amerikalı onbinlerce işçi ülke genelinde genel grev kararı aldı. 80 bin işçi sekiz saatlik işgünü talebiyle yeniden meydanları doldurdu. Patronların, işçilere yanıtı yine aynıydı: 3 Mayıs'ta Chicago'da eylemci işçilerin üzerine ateş açıldı. Ertesi gün bu kanlı provokasyonu protesto etmek için binlerce işçi yine alanlardaydı. Oldukça etkileyici bir meydan okumaya dönüşen eylem dağılmaya başladığı sırada işçilerin arasına girmiş bir kışkırtıcının attığı bomba yeni bir saldırı fırsatı daha yaratmış oldu. Polisler kitleye ateş açmaktan çekinmedi. İki güne yayılan olaylar sonucunda burjuvazi amacına ulaşmıştı: Amerikan işçi sınıfı hareketinin dört seçkin ismi Parsons, Spies, Fischer ve Engel olayları başlaştıkları gerekçesiyle idam edildi. İşçi sınıfı ise boynuna geçirilmek istenen urganı yırtıp atacağını patronların oyunun bozacağını ilan etmekte gecikmedi. 1888 yılının aralık ayında toplanan ABD İşçi Federasyonu sekiz saatlik işgünü hakkı elde edilinceye kadar, her yıl 1 Mayıs'ta kitle gösterileri düzenleme kararı aldı.

14-21 Temmuz 1889'da Paris Kongresi ile kuruluşunu gerçekleştirilen II. Enternasyonal 1 Mayıs'ı İşçi Sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü ilan etti. 1890 yılından başlayarak 1 Mayıs'lar bütün ülkelerde uluslararası işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

1 Mayıs uluslararası işçi bayramı, ilk kez 1890 yılında Amerika, Avusturya, Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde kutlandı.

TÜRKİYE'DE 1 MAYIS
Türkiye'de de 1 Mayısların köklü bir geçmişi var. Ülkemizde 1 Mayıs geleneği 1906 yılına kadar uzanıyor. İstanbul'da düzenlenen ilk 1 Mayıs eyleminin tarihi ise 1921. İşgal koşullarında organize edilen bu ilk 1 Mayıs kutlaması anti-emperyalist içerikli bir başkaldırıya dönüşmüş ve işçi sınıfının işgalcilere ilk ciddi uyarısı olmuştu. Ancak çok değil sadece iki yıl sonra, 1923 yılına gelindiğinde egemenler ünlü "1923 tutuklamaları"nı yaparak işçi önderlerinin büyük bölümünü tutukladı. Böylece tıpkı Amerika ve Avrupa'da olduğu gibi ücretli kölelik düzenin hüküm sürdüğü ülkelerde iktidardaki güçlerin emekçilere nasıl baktığı bir kez daha görülmüş oldu. Ancak Türkiye İşçi Sınıfı da meydanların kendi yüzüne öyle kolay kapatılamayacağını göstererek 1924 yılında Türkiye Amele Birliği'nin merkezinin önünde, 1925'te de Amele Teali Cemiyeti genel merkezi önünde yapılan toplantılarla 1 Mayıs'ı kutladı. Aynı yıllarda Anadolu'da Ankara, İzmir ve Adapazarı başta olmak üzere pek çok ilde fabrika ve işyerlerinde toplantılar yapıldı, bildiriler okundu. Toplumsal kurtuluş kavgasını işçi liderlerini tutuklayarak durduramayacağını anlayan burjuvazi 1925'te çıkarılan Takrir-i Sükun (Sessizliğin Sağlanması) yasası ile bütün işçi örgütlerini kapattı. Bütün engellemelere rağmen 1 Mayıs İşçi Bayramı hep kutlandı. Burjuvazi, işçileri baskıcı yasalarla, polisle engellemek için çaba sarf ederken, diğer yandan da çeşitli aldatmacalara başvurmayı ihmal etmedi. Bunun için 1 Mayıs'ı "Bahar ve Çiçek Bayramı" adıyla tatil yaptı. Oyunlar 1 Mayıs geleneğini işçi sınıfının bağrından kopartıp atamadı.

1975 yılına gelindiğinde 1 Mayıs günü sosyalistler ülke genelinde estirilen sıkıyönetim havasına rağmen İstanbul'da geniş katılımlı bir toplantı düzenlemeyi başardılar. 1 Mayıs 1976 ise İstanbul'da yüz bini aşan bir katılımla Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi. Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) öncülüğünde, sendikalar aracılığıyla alanları dolduran işçi sınıfı halkın bilincinde 1 Mayıs geleneğini silinemeyecek izlerle yazdı. 1977 yılına gelindiğinde ise 1 Mayıs, DİSK'in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) düzenleyiciliğinde yine İstanbul Taksim meydanında 500 bini emekçi tarafından kutlandı. Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleştirilen en etkileyici eylemlerden biri olan 77 1 Mayısı gerici çevreleri korkuttuğundan miting sırasında kontrgerilla tarafından bir saldırı gerçekleştirildi Bu provokasyon sonrasında 35 işçi ve emekçi öldürüldü. Ancak tehdit, saldırı, ve baskılar yeni bir dünya kavgası veren milyonlarca emekçiyi yıldırmadı. Türkiye İşçi Sınıfı 1 Mayıs 1978 günü kadını, erkeği, genci, yaşlısıyla bir yıl önce kanlı oyunların sahnelendiği Taksim meydanını hınca hınç doldurdu. 78 1 Mayıs'ına on binlerce işçinin ellerinde dalgalanan kızıl bayraklarda yazılı "işçi sınıfı partisine özgürlük, TKP'ye özgürlük" şiarı damgasını vurdu. İşçisiyle, öğrenci ve köylüsüyle tüm ilerici gençlik de "yolumuz işçi sınıfının yoludur" sloganlarıyla alanları inletti. Patronların oyunu tutmamış, işçi sınıfı kendine olan güvenle alanları bir kez daha zaptetmişti.

1979 yılında DİSK'in İstanbul'da yapmayı planladığı miting sıkıyönetim gerekçe gösterilerek engellendi. Bu yüzden 1 Mayıs mitingi merkezi olarak İzmir'de gerçekleştirildi. İşçi sınıfına yönelik saldırılar 1980'e gelindiğinde iyice artmıştı. Bu koşullar altında 12 Eylül öncesi son merkezi 1 Mayıs bu kez Mersin'de kutlandı. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi ile uzun yıllar sürecek bir baskı dönemi başlamış oldu. Faşizm, hiçbir demokratik eyleme izin vermedi. Ancak, ilerici gençlik işçi sınıfının kavga gününü o günlerin koşullarına uygun olarak kutlamaktan vazgeçmedi. Bazen geceden duvarlar "Faşizme Geçit Yok!" yazılarıyla dolduruldu. Kimi zaman merkezi çarşılara, üst geçitlere pankartlar asıldı. Kimi zaman ise şehirlerin dört bir yanı afişlerle ve bildirilerle donatıldı.

1 Mayıs ancak ilk kez 1987 yılında "Merhaba 1 Mayıs" toplantısı ile açık olarak kutlanmaya başlandı. Elbette ki 12 Eylül sonrası 1 Mayıs alanlarının geri alınması kolay olmayacaktı. Pek çok kapitalist ülkede dahi tatil olarak kabul edilen bu günün ülkemiz meydanlarında kutlanabilmesi uğruna çok sayıda insan göz altına alındı, hapis yatmak zorunda kaldı, dayak yedi, hatta öldürüldü. 89 1 Mayıs'ında Taksim'de öldürülen Mehmet Akif Dalcı, 90 yılında vurulan Gülay Beceren, 96 1 Mayıs'ında Kadıköy'de katledilen Dursun Odabaşı, Hasan Albayrak, Levent Yalçın isimli üç işçi bu geleneğin birer halkası olarak alanlarda yaşamaya devam ediyor. Bu çetin tarihsel süreç içerisinde 1 Mayıslar çoğu kez "yasaklı" damgası yiyip meydanlarda kutlanamasa da; on yıllardan beri ülkenin ilerici gençleri ve öncü emekçileri her 1 Mayıs günü evlerde, atölyelerde, okulların sıralarında Enternasyonalin unutulmaz dizelerini inançla tekrarlıyor, tekrarlamaya devam edecekler; sosyalizm güneşi ülkemizde doğana dek...

"Cellatların döktükleri kan, kendilerini boğacak, Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak."