AKP ve TSK Kürtleri imha etme planında ortak
Seçimlere hızla yaklaştığımız şu günlerde Kürt illerinden yoğun çatışma ve can kaybı haberleri arka arkaya geliyor. Son olarak başta Şırnak olmak üzere, kırsal alanda TSK birliklerinin düzenlediği operasyonalarda 12 gerilla yaşamını yitirdi.
Günden güne artan çatışma ve ölüm haberleri ise zaten gergin olan bölgeyi daha da hareketlendirdi. Çatışma haberlerinin hemen ardından Diyarbakır, Hakkari, Şırnak, Van, Kars, Bingöl başta olmak üzere çok sayıda kentte eş zamanlı olarak kitlesel bir şekilde sokağa çıkan halk ise AKP'nin tam kontrolü altındaki polisin ağır ve hukuk tanımaz saldırıları ile karşılaştı. Protestolara karıştığı gerekçesiyle iki günde 200'ün üstünde kişi gözaltına alındı.
Merkez medya bölgeden gelen ilk haberleri düşük dozda verirken, 17 Mayıs günü İstanbul Taksim'de BDP'lilerle polis arasında yaşanan çatışmanın ardından durumun ciddiyetini "kavramış" gözüküyor. Sorunun yeni bir boyuta ulaşmakta olduğu günümüzde gelinen tehlikeli nokta "halkların kardeşliği" ve "barışı" savunan tüm ilerici ve demokratik güçler için çok kritik bir sürece işaret etmekte.
Kesin olan bir şey var, o da: 12 Haziran genel seçimlerine sayılı günler kala başlatılan yeni operasyon dalgasının tesadüfi olmadığı. Öte yandan AKP destekçisi yandaş medyada yoğun olarak saldırıların iktidar partisinin insiyatifi dışında olduğu vurgusu yapılıyor. Yalanda ve riyada sınır tanımayanlar, halkı bir kez daha aptal yerine koymaya; gençlerin kanını seçimde oya çevirmeye çalışıyorlar. Oysa bir buçuk yıl önce başlayan KCK operasyonlarıyla binlerce seçilmiş Kürt siyasetçisini cezaevlerine dolduran yine AKP'den başkası değildi. Başbakan Erdoğan'ın meclis grup toplantılarında askeri operasyonları destekleyen ve Kürtleri açıkça tehdit eden konuşmaları hafızalarda.
Kısaca bugün yaşananlar onlarca yıldır sürdürülen kör, şoven devlet politikasının tekrarından başka bir şey değil. Yaşananlar TSK ve AKP'nin Kürt sorununda ayrı ayrı kamplarda değil, aynı safta yer aldığını kanıtlar nitelikte. Bir başka deyişle AKP'siyle, askeriyle, polisiyle, cemaatiyle, derin devlet tetikçileriyle devletin tüm unsurları barışın karşısında saf tutmuş vaziyette. Karşı cephe ne kadar kalabalık gözükürse gözüksün; ülkenin Türk, Kürt, Laz, Ermeni, Arap farklı dillerden ve kültürlerinden emekçileri, gençleri yaratılan devlet terörüne karşı barışa ve kardeşliğe inatla sahip çıkacaktır. Özgürlük ve barış talepleri sahipsiz değildir. Şimdi daha da geç olmadan kirli tezgahları boş çıkartmanın, barış için hayıkırmanın zamanıdır!
Merkez medya bölgeden gelen ilk haberleri düşük dozda verirken, 17 Mayıs günü İstanbul Taksim'de BDP'lilerle polis arasında yaşanan çatışmanın ardından durumun ciddiyetini "kavramış" gözüküyor. Sorunun yeni bir boyuta ulaşmakta olduğu günümüzde gelinen tehlikeli nokta "halkların kardeşliği" ve "barışı" savunan tüm ilerici ve demokratik güçler için çok kritik bir sürece işaret etmekte.
Kesin olan bir şey var, o da: 12 Haziran genel seçimlerine sayılı günler kala başlatılan yeni operasyon dalgasının tesadüfi olmadığı. Öte yandan AKP destekçisi yandaş medyada yoğun olarak saldırıların iktidar partisinin insiyatifi dışında olduğu vurgusu yapılıyor. Yalanda ve riyada sınır tanımayanlar, halkı bir kez daha aptal yerine koymaya; gençlerin kanını seçimde oya çevirmeye çalışıyorlar. Oysa bir buçuk yıl önce başlayan KCK operasyonlarıyla binlerce seçilmiş Kürt siyasetçisini cezaevlerine dolduran yine AKP'den başkası değildi. Başbakan Erdoğan'ın meclis grup toplantılarında askeri operasyonları destekleyen ve Kürtleri açıkça tehdit eden konuşmaları hafızalarda.
Kısaca bugün yaşananlar onlarca yıldır sürdürülen kör, şoven devlet politikasının tekrarından başka bir şey değil. Yaşananlar TSK ve AKP'nin Kürt sorununda ayrı ayrı kamplarda değil, aynı safta yer aldığını kanıtlar nitelikte. Bir başka deyişle AKP'siyle, askeriyle, polisiyle, cemaatiyle, derin devlet tetikçileriyle devletin tüm unsurları barışın karşısında saf tutmuş vaziyette. Karşı cephe ne kadar kalabalık gözükürse gözüksün; ülkenin Türk, Kürt, Laz, Ermeni, Arap farklı dillerden ve kültürlerinden emekçileri, gençleri yaratılan devlet terörüne karşı barışa ve kardeşliğe inatla sahip çıkacaktır. Özgürlük ve barış talepleri sahipsiz değildir. Şimdi daha da geç olmadan kirli tezgahları boş çıkartmanın, barış için hayıkırmanın zamanıdır!