Tarih: 1.9.2006 | Kategori: Toplumsal Haberler

1 Eylül umudumuz...

1 Eylül umudumuz...
67 yıl önce bugün (1 Eylül 1939) Hitler orduları Polonya'yı işgal etmeye başladı. Bu tarih dünya siyaset tarihi açısından bugün içinde yaşadığımız dünyanın şekillendiği ve dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük yıkımlardan birisiydi.

Yükseliş aşamasında Almaya'daki ilerici, demokrat, aydın ve komünistlere karşı uluslar arası karteller tarafından da desteklenen Nazizm ırkçı bir ideolojiydi ve hedefi yüksek bir ırk yaratmaktı. Ulusal birliğini geç tamamlayan Almanya'nın aynı zamanda diğer emperyalist ülkeler gibi sömürgeye ihtiyacı vardı. Bu bağlamda Türkçe'ye "yaşam alanı" olarak çevrilebilecek "lebensraum" kavramı çerçevesinde Balkanlar'da bulunan ülkeleri işgal etmeye başladı.

 Hitler "halklar hapishanesi" olacak bir imparatorluk kurmak istiyordu. Ve bu bağlamda da yapacağı en büyük hamleyi gerçekleştirdi. Siyasal yaşamında ilkeli bir anti-komünist, saplantılı bir şekilde Bolşevik düşmanı olan Hitler Sovyetler Birliği'ne saldırdı.

 II. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın en kanlı çatışmaları da Kızıl Ordu ile Nazi ordusu arasında oldu. Tarihe geçen ve tarihi yönlendiren bu savaşta Kızıl Ordu, Sovyet topraklarını dünyada görülmeyen bir kahramanlıkla savundu. Komünizm ile faşizm arasındaki bu mücadele Kızıl Ordu'nun Rechstag ( Alman Meclisi) ne kızıl bayrağı dikmesiyle son buldu.

 İşte Hitler Nazizmi'nin Polonya'yı işgale başladığı 1 Eylül tarihini bütün insanlık  Dünya Barış Günü  olarak kabul etti.

 Bugün ise dünyaya baktığımızda amerikan emperyalizmini arkasına alan İsrail'in "Küçük Ortadoğu" diye adlandırılan Lübnan'a saldırması sonrasında yıkılan Lübnan'ı görüyoruz. Ama bütün bu saldırılar süresinde ve saldırı sonrasında direnen Lübnan'ı da gördük. Amerika'nın Irak'ta direnişe karşı çaresiz kaldığını görüyoruz.

 Yine diğer taraftan Latin Amerika'da yükselen sol hareketi görüyoruz. Halklara esaret getirecek Amerikan emperyalizmine karşı Latin Amerikalı liderler ile Ortadoğulu liderler arasındaki işbirliğini görüyoruz. Bütün dünyada emperyalistlere karşı gerek dışarıdan gerekse içeriden-kendi halklarından- bir tepki olduğunu görüyoruz. Ve bu bağlamda emeğin cephesinin daha güçlü kılınması için barış sloganlarının daha da yükseltilmesi gerektiğini söylüyoruz.

 Biz barışı savunuyoruz çünkü;

 *bizim uğruna mücadele ettiğimiz barışta, emperyalistlerin halkları birbirine düşürme planlarını suya düşecek, dilden, dinden, ırktan, renkten kaynaklanan farklılıkları körükleyen emperyalistler halkaları birbirine düşman edemeyecek.

 *savaşa katılmak, emekçilere kan, ölüm, açlık, pahalılık, işsizlik, hastalık, karaborsa olarak dönecek, zaten çok kısıtlı olan hak ve özgürlükler savaş hali gerekçesiyle eşit ve özgür bir dünya kurmak için yola çıkan  ilericilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, komünistlerin elinden alınacaktır.

 *"savaş kapitalistlerin kâr ve egemenlik hırsı için sade insanların, bebelerin ve çocukların, gençlerin, annelerin ve babaların, nenelerin ve dedelerin kırılması demektir." Bundan dolayı emperyalist savaşa karşı halkların barışına savunmak gerekir.

 * biz biliyoruz ki; barış dünyamıza kapitalizme ve emperyalizme karşı bütün insanların hep birlikte mücadelesi ile gelecek.

 

YAŞASIN HALKLARIN BARIŞI!

SAVAŞA KARŞI BARIŞ,

EMPERYALİZME, KAPİTALİZME, FAŞİZME, SİYONİZME, GERİCİLİĞE KARŞI SAVAŞ !