Tarih: 08.01.2008 | Kategori: Gençlik

YÖK Başkanı sermayeye bağlılık yemini etti!

YÖK Başkanı sermayeye bağlılık yemini etti!
Yeni Yök başkanı Yusuf Ziya Özcan göreve başladığında hakkında kimi çevrelerden çeşitli yorumlar geldi, kim olduğu, fikirlerinin ne yönde olduğu, hangi siyasi görüşe sahip olduğu hakkında yazılar yazıldı.
Bir insanı anlamak için hakkında yapılan yorumlara bakmak elbette kişi hakkında bir fikir verir insana, ancak yine de bir insanı en iyi yine kendisi anlatır. Kim olduğu, neyi savunduğu, neyi savunmadığı gibi pek çok şey ağzından çıkanlardan anlaşılır en iyi.

YÖK'ün çiçeği burnunda başkanı da geçtiğimiz günlerde Gaziantep'te yaptığı açıklamalarla kendisini anlattı, gelecekte yapmak istediklerini sıraladı, kime hizmet ettiğini kimlerin uşağı olduğunu herkese gösterdi.

Peki ne dedi YÖK başkanı da kendisini bu kadar net anlamamızı sağladı? "Üniversite her manâda özgür olmalı... Üniversitelerin mali bağımsızlığı için paralı hale gelmesi gerekiyor. Devlet üniversitelere vereceği parayı öğrencilere vermeli... Üniversitelerin her türlü bağımsızlığa kavuşması için bu gereklidir. Özellikle mali bağımsızlığa kavuşması için gereklidir. Devlet parayı üniversiteye veriyor. Üniversitenin bütçesini zenginleştiriyor. Üniversitelere verilen para burs olarak öğrencilere verilse, ihtiyacı olan her öğrenci bu burstan yararlansa, parası olan öğrenci okul parasını kendisi karşılasa olmayan ise devletten burs alsa bu daha iyi olur"

Bu sözleri sıradan bir liberal parti başkanı ya da sermayenin kodamanlarından bir patron söylemedi, üniversitede bir profesör olan YÖK başkanı söyledi. Eğitimin en temel insan haklarından biri olduğunu ve ırkına, dinine, diline cinsiyetine bakılmaksızın her yurttaşa karşılık beklenmeden verilmesi gereken bir görev olduğunu unuttu ya da kendi safını sermayeden yana belirledi.

Eğitim konusu sınıflı toplumlar ortaya çıktığından beri tartışılagelmiş bir konu; Kime ne kadar eğitim verilecek, kimler eğitim alacak, kimler cahil bırakılıp köleleştirilecek? Bu soruların cevabına göre YÖK başkanının düşüncesi şu anlama geliyor; Parası olan zenginler eğitimden son olanaklarına kadar yararlanacak, üniversiteler kapısını yalnızca parası olan, seçkin! bireylere açacak. Peki ya toplumun çoğunluğuna yani emekçi çocuklarına ne olacak, onlar üniversitelere gidemeyecek mi? Bu soruya da YÖK başkanı cevap veriyor;

"Bunun ideali herkesi üniversiteye taşımamak. Sadece belli sayıda insanı taşımak. Diğerlerini, yüksek teknik okullara ve meslek yüksek okullarına yönlendirmek. Ara eleman ihtiyacı var. İstihdam sorunu çözülür"

YÖK başkanı istihdam sorununu da çözüyor!
İstihdamın önünde bulunan engel emekçi kesimin çocuklarının üniversiteye gitmesindeymiş, eğer devlet herkesi (yoksullardan bahsediyor) üniversiteye almazsa, onları "layık" oldukları işlere yönlendirirse her sorunu çözeriz. Oldu işte, önemli bir sorun da kolay bir formülle çözüldü. Üniversite mezunlarının bile iş bulamadığı koşullarda istihdam sorununa bu türden bir çözüm önerisi getirilmesi gerçekten de düşündürücü, bu öneriyi getiren kişi Türkiye'nin en seçkin okullaruından birinde Sosoyoloji Profesörü (bilindiği gibi YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan, ODTÜ Sosyoloji bölümü öğretim üyesi) ise durup bir daha düşünmeden edemiyor insan!

Bu düşünceler elbette ilk olarak YÖK başkanı tarafından dillendirilmedi. Liberal düşüncenin temel eğitim politikası olan, herkes parasına göre eğitimden payını alsın anlayışının bir ürünü. Liberal eğitime göre; eğitimi iki kısıma ayırmalıyız. Birincisi, zengin kesimin çocukları için düzenlenmeli, diğeri ise emekçilere yani büyük çoğunluğa göre düzenlenmeli. Zenginler yani toplumun kaynaklarını elinde tutan bir avuç azınlık eğitimin de tüm olanaklarını elinde tutmalı ve bu olanaklardan yalnızca onlar yararlanmalı. İşçiler köylüler ise eğitimden ancak yapacağı işte kendisine yetecek teknik bilgi kadar payını almalı. Bu anlayışa göre, bir işçinin fabrikada işlerini yapabilmesi için yalnızca okuma ve yazmayı bilmesi gerekiyorsa eğitimden alacağının da yalnızca bununla sınırlı kalması, kendisi ve dolayısıyla patronu için yeterli olacaktır.

Bugün ülkemizde ve dünyanın büyük çoğunluğunda hakim olan kapitalist sistemin eğitim anlayışını yansıtan bu düşünce, saldırılarını daha da arttırmış vaziyette. Okullar tamamen paralı hale getiriliyor, "Üniversite her manâda özgür olmalı" denilerek özgürlük adı altında yalnızca parası olanlara özgürlük anlayışı bizlere dayatılıyor. Toplumsal tüm eşitsizlikler, paranın gücü, bizlere doğal olan bunlarmış gibi sunuluyor.

Eğitimin kimlere ne kadar verileceği sorusunun yanıtını yalnızca liberaller ve YÖK başkanı vermiyor elbette. Eğitim konusunda bizlerin, eşitlikten yana olanların da söyleyecek sözü var.

"Her ulusa değil de bir ulusa, her kesime değil de bir kesime özgü olan her şeyi yapay sayarak bîr yana bıraktım; her yaştan, her mevkiden, her ulustan herkeste ortak olan her şeyi insanlığa yaraşır sayarak benimsedim." (Rousseau)

Bizler eğitimin en temel insan haklarından birisi olduğunu ve bu haklkın her koşulda devlet tarafından tamamen parasız olarak ırkı, dili, dini, cinsiyeti ne olursa olsun tüm halka eşit olarak sunulmasını savunuyoruz. Üniversitelerin herkesin hakkı olduğunu, bu hakka ulaşmak için emekçilerin önüne sürülen engellerin ortadan kaldırılmasını savunuyoruz. Meslek liselerinde yaşanan emek sömürüsüne ve meslek liselilerin üniversite sınavlarıda önüne konulan uyduruk engellere karşı çıkıyoruz. Liseli gençliğin gerici eğitim müfredatı ile yetiştirilmesini kabul etmiyoruz.

-Eğitim; ırkı, dini, dili, cinsiyeti ne olursa olsun herkesin hakkıdır.

-Eğitim; yalnizca bir zümrenin değil toplumun tüm katmanlarının ulaşabileceği bir haktır.

-Eğitim; insanların yeme, içme ve barınma gibi temel bir ihtiyacıdır.

-Eğitim; Devletin bizlere sunduğu bir lütuf değildir. Devlet, herkese tamamen parasız bu hizmeti sunmakla görevlidir.

-İşçi, köylü, öğrenci gençliği bu en temel hakkını savunmaya, ilerici gençliğin safında örgütlenmeye çağırıyoruz.


Yaşasın Emekçi Üniversitesi!
Eğitim haktır engellenemez!
Eşit, parasız, bilimsel eğitim hakkımızı istiyoruz!