Tarih: 02.05.2008 | Kategori: İşçi - Sendika
Fotoğraflar

Taksim emekçiye umut, burjuvaziye kâbus oldu!

Taksim emekçiye umut, burjuvaziye kâbus oldu!
İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs'ta bir tarih daha yazıldı. İşçisinden öğrencisine, liselisinden emeklisine on binler "Haydi Taksim'e" diyerek ülke tarihine bugünden geçen yeni bir direniş yazdılar.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ayak takımı olarak nitelendirdiği on binlerce insan hükümete ve tüm egemenlere 1 Mayıs 2008 Perşembe günü İstanbul'da tokat gibi bir yanıt vermiş oldular. Ve eklediler: "Dikkat edin, ayaklar baş olmaya geliyor!"

1 Mayıs'a giden yol!
Bütün 1 Mayıs'larda olduğu gibi bu 1 Mayıs da saatler süren tartışmalı toplantıların, uykusuz geçen gecelerin, emeklerin sonucunda yaratıldı. TÜM-İGD'li ilerici gençler gelenek olduğu üzere 1 Mayıs çalışmalarına haftalar öncesinde başlamıştı. Her fırsatta "yolumuz işçi sınıfının yoludur" diyen ilerici gençler için 1 Mayısın tarihsel ve güncel önemi çok büyük. Bu amaçla dergisinden, afişine, çıkartmasına, kuşlamasına, bildirisine kadar çok farklı araçlar el birliğiyle üretildi. İlerici gençler iş yerlerinde, mahallelerinde, üniversitelerinde, liselerinde hatta evlerinde yaptıkları örgütlenme ve propaganda çalışmalarıyla karşıladılar 1 Mayısı.

Bu sene ki 1 Mayıs, işçi ve emekçilerin artan yoksulluk ve özelleştirme saldırılarının yanı sıra sosyal güvenlik alanında da yapılan köklü saldırıların altında gerçekleştirdi. Sosyal güvenlik saldırıları 1 Mayısın karakterini de önceden belirledi ve 2008 1 Mayısı sosyal adalet, eşitlik, demokrasi ve bağımsızlık sloganlarıyla geldi. Hükümetin, 1 Mayısın hemen öncesindeki dönemde yükselen SSGSS karşıtı muhalefet ve AKP'ye açılan parti kapatma davası ile köşeye sıkışması bu 1 Mayısı daha kritik bir hale getirdi.

İstanbul bir gün önce işgal edildi!
Bu koşullar altında iyice pervasızlaşan hükümet, emekçilerin hiçbir talebini kabul etmediği gibi 1 Mayıs kutlamalarının Taksim'de yapılması isteğini de kabul etmedi. Emekçiler dışında herkese açık olan meydanda her türlü kutlama ve etkinliğe izin verilirken 1 Mayıs yasağı sürdürüldü. Bu konuda sendikaların tüm uzlaşma teklifleri bir kenara atıldı ve İstanbul tıpkı 2007 1 Mayısında olduğu gibi kapalı bir hapishaneye döndürüldü. Böylece "marka şehir" İstanbul'un "faşist markalı" bir şehir olduğunu dünya aleme tekrardan ilan edildi.

İstanbul'a bir işgal manzarası yaşatmak için hazırlıklara bir gün önceden başlandı bu yıl. Meydanın bütün her tarafı bir gün önceden demir bariyerlerle kapatılarak Taksim meydanı fiilen ortadan kaldırıldı. Geceden itibaren belirli noktalara polis kuvvetleri konuşlandırıldı. 1 Mayıs sabahı kentin belli başlı meydanları başta olmak üzere bütün meydanlar polis kuvvetleri tarafından işgal edildi. Otobüs, tren, metro, vapur seferleri durduruldu. Gün içinde belli saatlerde Taksim'e yaya girişine dahi izin verilmedi. Trafik tamamen felç oldu. İş yerleri açılamadı. Bütün bu hazırlıklar için Elazığ da dahil olmak üzere şehir dışından takviye polis ekipleri getirilirken öğlen sularında Taksim Gezi Parkı'na askeri birlikler konuşlandırıldı. Medyaya dönük olarak fiili yayın yasakları geliştirildi. Hükümet, işçi ve emekçilerin demokratik haklarını kullanarak gerçekleştirmek istedikleri tamamen barışçıl bir gösteriyi, gösteri ile hiç ilgisi olmayan sıradan vatandaşların dahi hayatlarını çok olumsuz etkileyecek yöntemlerle durdurmaya çalışmaktan hiçbir çekince duymadı. Valilik bütün bunları yaparken "provokasyon istihbaratı" aldıklarını ve hatta "bazı kimselerin silah kullanacağını" duyduklarını belirterek yaptıklarını haklı gösterme telaşındaydı.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Valinin balonunu emekçiler patlattı
Bugün saat 06.30'dan itibaren yaşananlar açık ve net bir devlet terörü olmuştur. Tamamen sivil ve silahsız, çatışma için önceden hiçbir hazırlık yapmayan ve ellerinde sadece pankartları ve bayrakları bulunan kitlelere acımasızca saldırılmıştır. Özellikle son birkaç gün kala "Sakın ha 1 Mayısa gitmeyin, çok kan akacak!" diye kendi eliyle provakasyon yaratan devlet suçüstü yakalanmıştır. Şunu herkes açıkca görmüştür ki. Şayet bugün emekçilerin önüne bu barikatlar kurulmuş olmasaydı tek bir insanın burnu dahi kanamayacaktı. Dolayısıyla egemenler doğrudan bir psikoljik taarruza girişerek büyük olaylar çıkacak balonunu şişirdiler. Şişirmeye şişirdiler ama o balon bugün kendi ellerinde pataldı. Yüzlerine gözlerine bulaştı. Kimseyi toplatmayacağız, gerkirse DİSK'i basarız herkesi coplarız, döveriz ve dağıtırız diyen devlet, açıkça ilan ettiği zulmün meyvesini dahi toplayamadı. Evet, 1 Mayıs 2008'de devlet şiddetinin her türlüsü vardı. Vardı ama karşısında kararlı, direngen, inançlı emekçiler, ilerici devrimci gençler de vardı. Bu öyle bir direnişti ki Okmeydanı'ndan Tarlabaşı'na kadar geniş bir hatta hemen hemen bütün sokaklara yayılmış bir kararlılık gösterisiydi. Panzerleri, copları, gazlarıyla saldıran on binlerce çevik kuvvet ekibi her adımını attığı sokakta bir direnişle karşılaştı. Kurtuluş Caddesi'nde, Cihangir'de, polis barikatları yarıldı. Onbinlerce polis sayıca kendilerinden çok daha az ve silahsız olan devrimcileri yer yer sadece bir iki sokaktan çıkartabilmek için saatlerce uğraştı. Anlaşılan emniyetin onca masrafa girişip aldığı TOMA'ları, panzerleri, biber gazları kararlı ve örgütlü emekçiler karşısında bir kez daha boşa düştü.

Tüm İstanbul 1 Mayıs alanıydı
Valiliğin kenti bir gün öncesinden açık hapishaneye çevirmeye başlamasına karşın işçiler, emekçiler ve aralarında TÜM-İGD, Birlik Dayanışma Hareketi, Ürün Sosyalist Dergi'nin olduğu ilerici ve devrimci kurumlar da bir gün öncesinden 1 Mayısa başladı. DİSK'in önü ışıklandırıldı ve ses araçları getirildi. DİSK'in çağrısıyla genel merkez binası önünde toplananlar burada sabahladı. Şarkılar, marşlar çalındı. Tuzla tersanelerindeki iş cinayetlerini konu alan film gösterimi yapıldı. Bina tıka basa dolu olduğu halde binanın önünde de bir kalabalık vardı.

Polisin ilk saldırısı sabah 06.30'da yaşandı. Polis binanın önünde toplanan gruplara panzerden su sıkarak ve biber gazı kullanarak saldırdı. O saatlerde yalnızca DİSK'in önünde bir kitle vardı ve kitlenin dağıtılması önemli bir stratejik hamle olacaktı. Ama bu hesap tutmadı. Polisin saldırısıyla birlikte dağılma değil 1 Mayıs direnişi başlamış oldu. İlk saldırıda DİSK'in içine girmek isteyen polis başta sendika başkanları olmak üzere, polisle göğüs göğüse direnenler tarafından engellendi. Bu esnada bazı DİSK yöneticileri gözaltına alındı. Sendika başkanlarına karşı şiddet uygulandı. DİSK'in içine su sıkıldı. Ama tüm bunlara karşın polisin DİSK'e girme ve oradaki kitleyi boşaltma hayali gerçekleşmedi. Böylece DİSK'in önünde bir toplanma sağlanmış oldu. Gün içersinde polis birçok defa DİSK önündeki kitleye sadırdı. Binayı birçok defa abluka altına aldı.

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi'nin gelmesi ve bu zamana kadar yaşanan saldırılarla ilgili basın açıklaması yapması ve sendika binasına girmesinden sonra bir büyük saldırı daha gerçekleştirildi. Bu saldırıda şiddetin dozunu arttıran polis bina içine de gaz bombası attı. Polis ne yapsa olmuyor, DİSK'in önündeki toplanmayı dağıtamıyordu. Bir kısmı binanın içine giren bir kısmı ara sokaklara çekilen kitle tekrar tekrar DİSK'in önünde toplanıyordu.

Agos önünde de toplanma başlıyor
Saat 09.30 gibi Halaskârgazi Caddesi'ndeki Agos Gazetesi civarında KESK ve Türk-İŞ kitlesiyle birlikte TÜM-İGD'liler, Birlik ve Dayanışma Hareketi, Ürün Sosyalist Dergi ve ilerici devrimci kurumların kitlesi toplanmaya başladı. Böylece DİSK önünde toplanan kitlenin dışında yeni bir toplantı daha sağlanmış oldu. Polis bu toplanmayı önlemek üzere de birçok hamle yaptı. İstanbul'un en merkezi meydanlarından biri olan Mecidiyeköy'e hedef gözetmeden panzerlerle daldı ve simit saraylarından duraklara kadar her yere basınçlı suyla saldırdı. Polisin bu saldırısı 1 Mayısçıların öfkesini bilemek, halkın tepkisini çekmek dışında bir işe yaramadı. Sabah saat 08:00-08:30 civarında yaşanan bu saldırıların ardından 09:30'da toplanma gerçekleştirilmişti.

Polis bu grubu da acımasızca saldırarak dağıttı. Özellikle yoğun gaz bombası kullandı. Ama ara sokaklara parçalar halinde çekilen kitle tekrar tekrar toplanmaya çalışarak saatlerce direnişlerini sürdürdü. Saat sabahın 10.00'nu gösterdiğinde 06.30'da işçiler, emekçiler, ilericiler ve devrimciler tarafından başlatılan direniş bütün bir Şişli'ye yayılmış; Nişantaşı, Bomonti, Feriköy, Fulya'nın sokakları tek tek özgürleştirilerek 1 Mayıs alanı haline dönmeye başlamıştı. İlerleyen saatlerde ise bu semtlere Kurtuluş, Cihangir, Dolapdere, Tarlabaşı, Talimhane, İstiklâl Caddesi de katılmış ve eş zamanlı olarak bütün bölgelerde 1 Mayıs direnen işçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, aydınların elinde hayat bulmuştu. İşçisi, köylüsü ve öğrencisiyle ülkenin dört bir yanından İstanbul'a gelen ilerici gençler istisnasız tüm direniş bölgelerinde yer alarak TÜM-İGD bayrağını daha da yükselttiler. Birçok noktada defalarca polis birlikleri püskürtülmüş, saatler boyu süren direniş karşısında şaşkına düşen birlikleri takviye etmek amacıyla yeni kuvvetler sahaya sürülmüştü. Bu esnada askeri birlikler de Taksim'de konuşlandırılarak polisin yeni kuvvetlerini sahaya sürmesi sağlandı. İstanbul genelindeki direnişlerde polisi en çok zorlayan bölgelerden biri de Kurtuluş'tu.

Kurtuluş halkından büyük dayanışma
Özellikle devletin binlerce çevik kuvvet ile sokak sokak girdiği Kurutuluş-Feriköy hattında istisnasız bütün mahallelerde aralarında ilerici gençlerin de olduğu eylemcileri alkışlarla destekleyen halk görülmeye değer bir tablo oluşturdu. Bu arada devrimcilerin direnişi esnasında halka ait işyeri ve araçlara zarar vermeme anonsları karşısında çevik kuvvetin kimi işyerlerinin camlarını cop ve taşlarla kırıdığı gözlerden kaçmadı. Polisin bu saldırısına karşı sözlü ajitasyon yapan ilerici gençler mahallelilerden yine destek gördü. Kamuoyu bir kez daha gerçek provakatörün kim olduğunu tüm çıplaklağıyla kendi gözleriyle görmüş oldu.

Buradaki çatışmalarda polis birçok defa geri püskürtüldü. Bir türlü hâkimiyeti sağlayamayan polis Mecidiyeköy'den destek birlikler getirerek kontrolü sağlamaya çalıştı.

Gün boyu yaşanan çatışmalarda dört arkadaşımız hafif yaralanırken bir arkadaşımız da gözaltına alındı. Gözaltına alınan arkadaşımız kimlik tespitinden sonra serbest bırakıldı.

AKP halka hesap verecek!
Saat 11.30'da DİSK binasının önünde DİSK, KESK, TTB, TMMOB başkanları ve Türk-İŞ Genel Sekreterinin katıldığı bir basın açıklaması yapılarak, egemenlerin provokasyonunun bütün bir İstanbul'u savaş alanına çevirdiğini söylendi. Bu durum karşısında her yerin Taksim'e çevrildiği belirtilerek "Her yer Taksim olmuştur!" diye belirtildi. AKP'nin gerçek yüzünün bir kez daha ortaya çıktığı, emekçi düşmanı yüzünün iyice teşhir edildiği anlatıldı. AKP'nin bu tutumunun hesabının mutlaka sorulacağı vurgulandı. Konuşmanın ardından İstanbul genelinde toplanmış kitleye dönük olarak birkaç noktada daha basın açıklaması yapılıp eylemlerin sonlandırılacağı açıklandı. Agos'un önünde de bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Bu açıklamalara rağmen İstanbul genelindeki 1 Mayıs direnişleri akşam saatlerine kadar sürdürüldü.

Sonuç
İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar... tüm 1 Mayıs katılımcıları daha şimdiden tarihe geçmiş bir 1 Mayıs yaratarak tarih yazdılar. İşçi sınıfımızın ve emekçi halkımızın ne denli büyük bir gücü olduğu herkese duyurulmuş oldu. Kendi kentini adeta işgal eden ve kenti yarı açık bir cezaevine döndüren hükümet ve egemenler siyasi olarak mahkûm oldular. Tamamen barışçıl bir eylem yapmak isteyen, demokratik haklarını kullanmak gibi en doğal haklarını kullanan ve öncesinde tüm uzlaşma koşulları için samimi ve sorumlu bir şekilde hükümetle görüşen bazı konularda esneklik gösteren kitlelerin üzerine bir düşman kuvveti gibi saldırarak halka nasıl bir gözle baktıklarını bir kez daha ortaya koydular. Böylece normal şartlar altında hiçbir sorunla karşılaşılmadan tek güzergâh üzerinden gerçekleştirilmesi planlanan 1 Mayıs mitingi onlarca hat üzerinde saatler boyu direnerek gerçekleştirildi. Polis gerçekleştirdiği saldırılarda hedef gözetmedi ve bazı işyerlerinin camlarını kırdı, panzerlerle su sıkarak kimi işyerlerini maddi zarara soktu.

Uyguladıklar kör şiddete rağmen istedikleri sonuçları sağlayamadılar. Tüm noktalarda karşılarında işçileri, emekçileri, işçisi-köylüsü-öğrencisiyle gençliği, kadınları, ilerici ve devrimci kurumları buldular. Bunların direnişi karşısında çok defalar çaresizliğe düştüler, her yerin Taksim olmasını, her yerin 1 Mayıs alanı olmasını önleyemediler.

Sendikaların eylemleri erken bitirme kararı bir olumsuzluk olarak kabul edilse, başından itibaren sendikaların durduğu pozisyon olumlu olarak nitelendirilebilir. 1 Mayıs eylemlerine tüm yalpalamalarına rağmen Türk-İŞ'inde katılması bir olumluluk olarak yazılmalıdır.

Yaşasın 1 Mayıs!