Tarih: 8.12.2005 | Kategori: Gençlik

Şemdinliye bin selam!

Şemdinliye bin selam!
Kasım ayında Şemdinli'de meydana gelen bombalama olaylarına karşı tepkiler artarak devam ediyor. 7 Aralık 2005 tarihinde aralarında TÜM-İGD' lilerinde bulunduğu devrimci demokrat örgütler Saat 18.00' da Sakarya caddesinde toplandı. Özellikle sol birliğin daha da önem kazandığı bu günlerde, meşaleler ve coşkulu sloganlar eşliğinde Yüksel caddesine yürüyüşe geçen 100 kişiyi aşkın bir grup, burada basın açıklamasını gerçekleştirdi.
SUSURLUK- ŞEMDİNLİ DEVLET HESAP VERECEK!

9 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli’deki Umut Kitabevi kontrgerilla tarafından bombalandı. Çok aleni yaşanan olayda halk, “devlet memuru”  kimliği taşıyan katilleri suçüstü yakaladı. Halkın saldırıya tepkisini koymak için sokağa çıkmasına da devletin cevabı kurşunlar, bombalar, coplar oldu. Şemdinli’yi protesto eylemlerinde; Hakkari’de bir, Yüksekova’da üç, Mersin’de bir kişi polis, özel tim kurşunlarıyla katledildi.
 
Dokuz yıl önce katiller Susurluk’ta yine suçüstü yakalanmışlardı. Ama Susurluk’un üstü örtüldü! Şimdi ne olacak? Şemdinli’nin de mi üstü örtülecek?

“Artık yalanlara karnımız tok” diyebilirsek, “gerçeği, adaleti istiyoruz!” diye sesimizi yükseltebilirsek, sorumluların yakasına yapışıp hesap sorabilirsek, bu defa böyle olmayabilir.

Susurluk’u hatırlayalım: dokuz yıl önce, 3 Kasım 1996’da, Balıkesir’in Susurluk İlçesinde bir trafik kazasında, bir emniyet müdürü, bir milletvekili ve aranan faşist bir katil, aynı mercedesin içinden çıktılar. Ortalık çalkalandı!

Nasıl ve niçin yan yana gelmişlerdi?

Bu soruya cevap ararken, kirli ve kanlı ilişkilerin bu üçüyle sınırlı olmadığı, devletin ordusu, MİT’i, JİTEM’i, bürokrasisi, polisinden itirafçılara, uyuşturucu kaçakçılarından düzen partilerine kadar uzandığı görüldü.

Görüldü ama; TBMM, burjuva basın, Genelkurmay, düzen partileri elele verip gerçeğin tamamının ortaya çıkmasına, halka karşı işlenen suçların yargılanmasına engel oldular. Düpedüz üstünü örttüler.

Tıpkı Şemdinli olayının hemen ardından yapıldığı gibi. Olayın hemen ertesinde Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt “Ali Kaya’yı tanırım. Yanımda görev yaptı. Çok iyi Kürtçe konuşur, iyi bir askerdir” demişti. Bir gün öncede, gerçeklerin tartışılmasını önlemek için Genelkurmay “konuşan yargıya müdahale etmiş sayılır” diye tehdit etmiş, ertesi gün kendisi en üst düzeyde müdahale etmişti. Cemil Çiçek, daha Şemdinli olayının ertesi günü “bu olay Susurluk’un bir devamı değildir” dedi. Daha sonrada ısrarla bunu tekrarlayıp durdu. Biliyoruz ki, Cemil Çiçek, Korkut Ekenler’in, “deşifre edilmesine” karşı çıkan bir Susurlukçudur. Şemdinli olayında da aynı refleksle Ali Kayalar’ın deşifre edilmemesi için, daha soruşturma yapılmamışken, daha ortada bir yargı hükmü yokken, yargıyı da baştan baskı altına alarak “Susurlukla ilgisi yok, Susurlukla ilgisi yok” diye çırpınmıştır. Ancak buda Cemil Çiçek’in “kişisel” tasarrufu değildir. Devletin yapısı budur; bu düzende hükümet olacaksanız, bu politikaları sürdüreceksiniz. AKP de bunu yapıyor.

Başbakan Erdoğan’ın “nereye kadar giderse gitsin, üzerine gidileceği” açıklaması, Genelkurmay Başkanı Özkök’ün “ne korurum ne suçlarım” beyanı, burjuva basının “ devletin tepesinde çözme kararlılığı” manşetleri; gösterilmek istendiğinin tersine üzerini örtme operasyonunun parçalarıdır.

Düşünelim; Susurluk neden çözülmedi? Herşey bu sorunun cevabında gizlidir.

Susurluk çözülmedi; çünkü Susurluk devletti! Susurluk soruşturmasında  “gittiği yere kadar” gidemediler, çünkü bu ülkenin yöneticilerinin hepsi o pisliğin içindeydi. Üç beş özel Timci katili kurban edip, kontrgerilla örgütlenmesini devam ettirdiler. Şimdide sıkıştıklarında tutuklamalara girişmeleri aynı oyunu sürdüreceklerinin göstergesidir.

Devrimciler, 9 yıldır “Susurluk sürüyor!” diye haykırıyorlardı. Şemdinli, bir kez daha devrimcileri kanıtladı. Şemdinli, bu ülkeyi yönetenlerin, medyanın halka hep yalan söylediğini kanıtladı. Eğer bunların geçmişte kaldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bugün verilen demeçlerin altını kazıdığınızda aynı anlayışın geçerli olduğunu görürsünüz. Ali Kayalar’a “iyi çocuklar” diyen orgeneral, bugünün Kara Kuvvetleri Komutanı, daha hiç bir şey belli değilken olayın Susurlukla ilgisi yok diyen bugünün Adalet Bakanı, hala “provokatörler”den, “terörün kökünü kazımaktan”söz eden bugünün İçişleri bakanı; Yüksekova’da cenazesini kaldıran halkın üzerinde F-16’ların uçurulmasına ilişkin “ama cenazede de PKK bayrakları açıldığı, bu bir etki tepki meselesi”... diye halkı tehdit eden ise bugünün başbakanıdır.

Biz bunları yeni yaşamıyoruz! 6-7 Eylül 1955’ten, 77 1 Mayısı’na; Maraş’tan, Çorum’a , 1993’te yapılan Sivas Katliamından, Gazide halkın katledilmesine kadar tüm saldırılar devletin bilgisi dahilinde yapıldı! Parti binaları, gazete binaları, dernekler bombalandı bu ülkede; faili meçhul kadı. Bine yakın insanımız kaybedildi, kaybedenler meçhul kadı. Halk için meçhuldür bunlar, devlet içinse hiçte meçhul değildir. Devlet, kendi yaptığını, yaptırdığını bilmez mi?. Bu  nedenledir ki  daha sayılabilecek yüzlerce provokasyon , cinayet ve katliamın hiç biri çözülmedi, hiç biri yargılanmadı. Çünkü; hepsinin sorumlusu devlettir.

Halk hakkını aradığında akıllarına ilk gelen Susurluk yöntemleridir. Şemdinli’ de yapılan da budur. Şemdinli’ de, Yüksekova’ da halkın dükkanları, evleri bombalarla yerle bir edilerek, Kürt Halkının haklı ulusal taleplerine karşı kontra yöntemlere başvurulup halk sindirilmek istenmiştir. Mersin’deki bayrak provokasyonu ile başlayıp; Trabzon’dan Rize’ye kadar uzanan linç saldırıları ile Şemdinli ayrı değildir; aynı sistem, aynı güç, aynı iktidar halkın örgütlü güçlerini sindirmek için katliamları, linç girişimlerini, provokasyonları örgütlüyor. Eğitim-Sen eyleminde olduğu gibi demokratik eylemlere saldırıyor. Demokratik haklarımızı kullandığımız için devrimcilere, halka saldıran bu sistemdir. Bu sistemi yok etmek için devletten hesap sormalıyız!

Hiçbir iktidar Şemdinli’yi, Susurluk’u halka işlenen bu suçları yargılayamaz. Çünkü sorumlu kendisidir. Kendisini mi yargılayacak? Susurluk devletinin kontrgerilla şeflerinden Mehmet Ağar’ın bir sözü vardı. İnfazlar, bombalamalar, faşist katillere, mafyacılara yeşil pasaportlar verilmesi tartışılırken, demişti ki “tüm kararlar devletin zirvesinde alınmıştır” devletin zirvesi kim? Bu zirvede MGK var, hükümet var, Genelkurmay var, polis teşkilatı var, MİT, JİTEM var... kim kimi sorgulayacak? Kim kimi yargılayacak?

“Olay yargıya intikal  etmiştir, kararı yargı verecek, bağımsız yargıya güvenelim” sözlerine inanmıyoruz, göstermelik tutuklamalara kanmıyoruz! Çünkü gerçekte yargılayamazlar. Bir ülkede, iktidarın bilgisi olmadan bunlar olmaz. ‘bizim haberimiz yok’ diyen iktidar, bilin ki yalan söylüyor!

Halkın mücadelesini engellemek için kontrgerillayı örgütleyenlerden hesap soralım!

İnsanca yaşama mücadelemize, yaşam hakkımıza, demokratik haklarımıza saldıranlardan hesap soralım!


Katil Devlet Hesap Verecek!
Susurluk Devleti Şemdinli İle Devam Ediyor Hesap Soralım!
Şemdinli Halkı Yalnız Değildir!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Biji Bıratiya Gelan!
Kahrolsun MİT, CİA, KONTRGERİLLA Yaşasın Mücadelemiz!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!


ANKARA GENÇLİK DENEĞİ
ALINTERİ
BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU
DEMOKRATİK HAKLAR PLATFORMU
EZİLENLERİN SOSYALİST PLATFORMU
KALDIRAÇ
TEMEL HAKLAR FEDERASYONU
TÜM İLERİCİ GENÇLİK DERNEĞİ