Hukuk ve adaletin olmadığı bir yerde direnmek haktır

Dün saat 13:00'da Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsü önünde polis ve okul yönetiminin işbirliği ile gerçekleşen anti demokratik uygulamaları teşhir etmek için bir basın açıklaması yapıldı.
BASINA VE KAMUOYUNA
4 Ekim Çarşamba günü okulumuz yoğun bir polis yığınağı altında, çevresi panzerlerle çevrilmişti. Peki olağanüstü ne vardı da bunca polis okulumuzu çevirmiş ve biz öğrencilere okullarımızın içinde kimlik sorulur hale gelmişti? Bütün bunlara neden olan şey Hukuk Fakültesi'nde düzenlenen bir sempozyuma katılacak olan iki kişiydi.
Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK ve eski Adalet Bakanı Hikmet Sami TÜRK'ü korumak amacıyla dekanlığın izni ile gelmişti bu kadar polis. Onlarca polisin girmesine izin veren dekanlık tuhaftır ki kendi öğrencilerinin sempozyuma girmesine izin vermedi. Çünkü adalet bakanı öğrencilerden korunmaya çalışıyordu. Biliyordu ki sempozyuma giren öğrenciler bakanların yalanlarını, yaptıkları katliamları, neden oldukları ölümleri bir kez daha haykıracaklardı. Katil bakanlar işte bu gerekçelerden korunmaya çalışıyorlardı.
Cemil ÇİÇEK, ABD ve Siyonist İsrail'in çıkarlarını korumak adına Lübnan'a asker gönderen hükümetin temsilcisidir, çıkardığı TMY ile demokratik kurumların basılarak komplolarla onlarca insanın tutuklanmasına ve F tiplerinde 6 yıldır süren tecritle 122 insanın ölmesine neden olan kişidir. Cemil ÇİÇEK'in yüzüne bu gerçekler vurulmasın diye anlarca polisle çevrildi etrafımız.
Hikmet Sami TÜRK ise 19-22 Aralık katliamı gibi hazırlığı 1 yıl öncesinden başlayan bir katliamın mimarlarından ve uygulayıcılarından biridir. İkisi de hukukçu kimliğine bürünmüş; ama ikisinin de elinde onlarca devrimcinin kanı var. "Hukuk ve adaletin olmadığı bir yerde direnmek haktır." Diyerek adaleti savunan, ölüm orucuna başlayan Avukat Behiç AŞÇI'nın olduğu bir ülkede hukuk adına, adalet adına konuşmak elbette ki ne katil Cemil ÇİÇEK'e ne de Hikmet Sami TÜRK'e düşer.
Bunun için istemedik bu katilleri özgür düşüncenin üretilmesi gereken bir üniversitede konuşmasını. Bunun için saatlerce polis ablukası altında bekletildik. Bizlerden korkanlar, yalnızca soru sordukları için sempozyumda 2 arkadaşımızı döverek gözaltına aldılar. Bütün bunlar bilimsel bir eğitim isteyen, demokratik üniversiteler isteyen bizlerin üniversitenin olması gereken kimliğine bürünmesi için mücadele ettiğimiz içindir.
Eğer bizlerden düşünmememiz isteniyorsa bunların hiçbirini yapmayacağız. Ülke ve dünya sorunlarına duyarsız öğrenciler haline gelmeyeceğiz. Emperyalizme, çıkarılan faşist yasalara ve tecrite karşı mücadele etmeyi sürdürecek, bulunduğumuz her yerde katilleri teşhir etmeye, gerçekleri yüzlerine vurmaya devam edeceğiz.
DEVRİMCİ DEMOKRAT ÖĞRENCİLER.
05.10.2006
4 Ekim Çarşamba günü okulumuz yoğun bir polis yığınağı altında, çevresi panzerlerle çevrilmişti. Peki olağanüstü ne vardı da bunca polis okulumuzu çevirmiş ve biz öğrencilere okullarımızın içinde kimlik sorulur hale gelmişti? Bütün bunlara neden olan şey Hukuk Fakültesi'nde düzenlenen bir sempozyuma katılacak olan iki kişiydi.
Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK ve eski Adalet Bakanı Hikmet Sami TÜRK'ü korumak amacıyla dekanlığın izni ile gelmişti bu kadar polis. Onlarca polisin girmesine izin veren dekanlık tuhaftır ki kendi öğrencilerinin sempozyuma girmesine izin vermedi. Çünkü adalet bakanı öğrencilerden korunmaya çalışıyordu. Biliyordu ki sempozyuma giren öğrenciler bakanların yalanlarını, yaptıkları katliamları, neden oldukları ölümleri bir kez daha haykıracaklardı. Katil bakanlar işte bu gerekçelerden korunmaya çalışıyorlardı.
Cemil ÇİÇEK, ABD ve Siyonist İsrail'in çıkarlarını korumak adına Lübnan'a asker gönderen hükümetin temsilcisidir, çıkardığı TMY ile demokratik kurumların basılarak komplolarla onlarca insanın tutuklanmasına ve F tiplerinde 6 yıldır süren tecritle 122 insanın ölmesine neden olan kişidir. Cemil ÇİÇEK'in yüzüne bu gerçekler vurulmasın diye anlarca polisle çevrildi etrafımız.
Hikmet Sami TÜRK ise 19-22 Aralık katliamı gibi hazırlığı 1 yıl öncesinden başlayan bir katliamın mimarlarından ve uygulayıcılarından biridir. İkisi de hukukçu kimliğine bürünmüş; ama ikisinin de elinde onlarca devrimcinin kanı var. "Hukuk ve adaletin olmadığı bir yerde direnmek haktır." Diyerek adaleti savunan, ölüm orucuna başlayan Avukat Behiç AŞÇI'nın olduğu bir ülkede hukuk adına, adalet adına konuşmak elbette ki ne katil Cemil ÇİÇEK'e ne de Hikmet Sami TÜRK'e düşer.
Bunun için istemedik bu katilleri özgür düşüncenin üretilmesi gereken bir üniversitede konuşmasını. Bunun için saatlerce polis ablukası altında bekletildik. Bizlerden korkanlar, yalnızca soru sordukları için sempozyumda 2 arkadaşımızı döverek gözaltına aldılar. Bütün bunlar bilimsel bir eğitim isteyen, demokratik üniversiteler isteyen bizlerin üniversitenin olması gereken kimliğine bürünmesi için mücadele ettiğimiz içindir.
Eğer bizlerden düşünmememiz isteniyorsa bunların hiçbirini yapmayacağız. Ülke ve dünya sorunlarına duyarsız öğrenciler haline gelmeyeceğiz. Emperyalizme, çıkarılan faşist yasalara ve tecrite karşı mücadele etmeyi sürdürecek, bulunduğumuz her yerde katilleri teşhir etmeye, gerçekleri yüzlerine vurmaya devam edeceğiz.
DEVRİMCİ DEMOKRAT ÖĞRENCİLER.
05.10.2006
