Gül: "Herkesin gerçekçi olması gerekiyor(!)"
TEKEL işçilerinin haklı davasına yönelik pervasızca yapılan açıklamalara her geçen gün yenisi ekleniyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde bir açıklama da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yapıldı.
Bu açıklamada Gül: "Herkes gerçekçi olması gerekiyor. Bugün yaşadığımız ekonomik şartlar ortada. Dünya en büyük ekonomik krizden geçerken, bütün ülkeler büyük şekilde etkilenirken, Türkiye de ekonomik krizi hissetti. İşi uzatmaya gerek yok. Bugünkü gerçekler çerçevesinde konuşarak bitirmek lazım. Böyle kış gününde işçilerimizin mağdur olmasını istemeyiz. Yeteri kadar uzadı, daha uzamamalı." dedi.
Evet, herkesin gerçekçi olması gerekiyor; gerçekler inatçıdır
Bugün dünyada 850 milyondan fazla insan açlık pençesinde kıvranmakta. Türkiye'de 72,5 milyonun 60 milyonu aç ve yoksul. İşsizlik oran yüzde 13'ten fazla. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) ile hastaneler işletme, hastalar müşteri, sağlık emekçileri ise ucuz işgücü haline getirilerek "paran kadar sağlık hizmeti" anlayışı dayatılıyor; herhangi bir güvencesi olmayan hastane kapısında ölüme terk edilebiliyor.
Eğitim her kademesinde paralı hale getirilerek üniversite kapıları emekçi çocuklarına kapatılıyor. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim isteyenlerse soruşturmalarla, okuldan atmalarla sindirilmeye çalışılıyor. Tabi öğrenciler mağdur çocuklar ya(!), buna da bir çözüm bulunuyor; okuldan atmalar artık kalkıyor, bu uygulamanın yerine zamlı harç uygulaması getiriliyor.
İstanbul Avrupa'nın başkenti olmaya hazırlanırken bir sel felaketi yaşanıyor ve alt yapı ihmalkârlığından dolayı 30 insanımız hayatını yitirebiliyor. Ve yine milyonlarca kişi işsiz, açlık sınırının altında yaşarken 8 trilyon gibi bir meblağ sadece kültür başkenti kutlamaları için hiç kaygı duyulmadan harcanabiliyor. Bir avuç insanın bal kaymak yiyebilmesi için milyonlar kuru ekmeğe muhtaç bırakılıyor. Yine ihmalkârlıktan Zonguldak'ta 19 Maden İşçisi patlama sonucu iş kazalarında hayatını yitirebiliyor; ibret olması gereken ölümler tersanelerden de yükseliyor
Nerede o istihdam yaratacak olan iş adamları?
Krizin etkisini göstermeye başladığı dönemde pervasızca açıklamalar yapılıyordu burjuvazi ve satılık kalemleri tarafından. Hani kriz Türkiye'yi teğet geçecekti? Hadi o olmadı, hani etkisi hissedilirse sürtünüp geçecekti? Evet, yaşadığımız ekonomik şartlar ortada; tabi kimin nasıl yaşadığı da! İşsizlik fonundan faydalanmak için bin dereden su getirdiğinizi de unutmadık biz! Hani nerede o işsizlik fonunu bize peşkeş çekerseniz biz de işçilere çalışma imkânları sağlarız diyen iş adamlarınız?
Çözüm ekmek, çözüm eşitlik mücadelemizde!
İşte tam da bu yüzden bizler bu ülkenin yolumuz işçi sınıfının yoludur şiarını okulda, fabrikada, tarlada ve grev çadırlarında yükselten ilerici gençleri olarak diyoruz ki evet gerçekçi olmak gerekiyor. Gerçekçi olup gerçekleri görmek ve buna göre hakkımızı aramak gerekiyor. Ankara'da kışın soğuğuna rağmen direnen TEKEL işçileri de, harç zamlarına karşı alanları dolduran üniversite öğrencileri de, İstanbul'da direnen İtfaiye ve Esenyurt işçileri de bunu yapıyor; gerçekleri görüyor, hakkını arıyor ve sınıf dayanışmasını yükseltiyor.
Son olarak sözlerimizi Nazım Usta'mızın dizeleriyle bitiriyoruz: "Burjuvazi,
kavgaya davet etti bizi
davetleri kabulümüzdür!
Evet, herkesin gerçekçi olması gerekiyor; gerçekler inatçıdır
Bugün dünyada 850 milyondan fazla insan açlık pençesinde kıvranmakta. Türkiye'de 72,5 milyonun 60 milyonu aç ve yoksul. İşsizlik oran yüzde 13'ten fazla. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) ile hastaneler işletme, hastalar müşteri, sağlık emekçileri ise ucuz işgücü haline getirilerek "paran kadar sağlık hizmeti" anlayışı dayatılıyor; herhangi bir güvencesi olmayan hastane kapısında ölüme terk edilebiliyor.
Eğitim her kademesinde paralı hale getirilerek üniversite kapıları emekçi çocuklarına kapatılıyor. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim isteyenlerse soruşturmalarla, okuldan atmalarla sindirilmeye çalışılıyor. Tabi öğrenciler mağdur çocuklar ya(!), buna da bir çözüm bulunuyor; okuldan atmalar artık kalkıyor, bu uygulamanın yerine zamlı harç uygulaması getiriliyor.
İstanbul Avrupa'nın başkenti olmaya hazırlanırken bir sel felaketi yaşanıyor ve alt yapı ihmalkârlığından dolayı 30 insanımız hayatını yitirebiliyor. Ve yine milyonlarca kişi işsiz, açlık sınırının altında yaşarken 8 trilyon gibi bir meblağ sadece kültür başkenti kutlamaları için hiç kaygı duyulmadan harcanabiliyor. Bir avuç insanın bal kaymak yiyebilmesi için milyonlar kuru ekmeğe muhtaç bırakılıyor. Yine ihmalkârlıktan Zonguldak'ta 19 Maden İşçisi patlama sonucu iş kazalarında hayatını yitirebiliyor; ibret olması gereken ölümler tersanelerden de yükseliyor
Nerede o istihdam yaratacak olan iş adamları?
Krizin etkisini göstermeye başladığı dönemde pervasızca açıklamalar yapılıyordu burjuvazi ve satılık kalemleri tarafından. Hani kriz Türkiye'yi teğet geçecekti? Hadi o olmadı, hani etkisi hissedilirse sürtünüp geçecekti? Evet, yaşadığımız ekonomik şartlar ortada; tabi kimin nasıl yaşadığı da! İşsizlik fonundan faydalanmak için bin dereden su getirdiğinizi de unutmadık biz! Hani nerede o işsizlik fonunu bize peşkeş çekerseniz biz de işçilere çalışma imkânları sağlarız diyen iş adamlarınız?
Çözüm ekmek, çözüm eşitlik mücadelemizde!
İşte tam da bu yüzden bizler bu ülkenin yolumuz işçi sınıfının yoludur şiarını okulda, fabrikada, tarlada ve grev çadırlarında yükselten ilerici gençleri olarak diyoruz ki evet gerçekçi olmak gerekiyor. Gerçekçi olup gerçekleri görmek ve buna göre hakkımızı aramak gerekiyor. Ankara'da kışın soğuğuna rağmen direnen TEKEL işçileri de, harç zamlarına karşı alanları dolduran üniversite öğrencileri de, İstanbul'da direnen İtfaiye ve Esenyurt işçileri de bunu yapıyor; gerçekleri görüyor, hakkını arıyor ve sınıf dayanışmasını yükseltiyor.
Son olarak sözlerimizi Nazım Usta'mızın dizeleriyle bitiriyoruz: "Burjuvazi,
kavgaya davet etti bizi
davetleri kabulümüzdür!