Çitler Kesilir Birer Birer

Tarih 16 Mart 1978, saatler 13:30, Beyazıt'ta bir meydan, bugüne kadar işçilere, emekçilere, öğrencilere kucak açan bu meydan bu tarih ve saatte bir katliama kucak açtı.
1978 yılında İstanbul Üniversitesi, üniversite yönetimi ve polisin açık desteği ile faşistlerin işgaline tanık oldu. Öğrenci gençliği sindirmek için üniversiteleri hedef alan faşistler, İstanbul Üniversitesi'nde de polisin desteği ile giriş çıkışları kontrol ediyor, devrimci öğrencilerin okula girmesine engel oluyordu. Devrimci öğrenciler bu faşist baskıyı kırmak için okula toplu girip toplu çıkış yapıyorlardı.
16 Mart 1978 tarihine gelindiğinde okuldaki işgali daha fazla devam ettiremiyeceklerini anlayan faşistler devrimci öğrenciler için kanlı bir pusu hazırladılar. Okula toplu olarak giriş yapan devrimci öğrenciler çıkış için Süleymaniye Kapısını kullanmak istediklerinde polis bunu engelleyerek öğrencilerin merkez kapısından çıkmalarını sağladı. Toplu halde merkez kapısında çıkmaya başlayan devrimci öğrencilerin üzerine birden kurşun yağmurları altında bomba atıldı. Saldırı esnasında 7 devrimci öğrenci öldü 50'den fazla öğrenci de yaralandı.
Saldırı haberini alan diğer fakültelerdeki öğrenciler toplanarak Merkez binayı işgal etti. Ertesi gün sendikalar ve kitle örğütleri ile beraber devasa bir cenaze töreni düzenlendi. 20 Mart'ta DİSK bu saldırlara karşı tüm ülkede "faşizme ihtar eylemi" düzenledi.
Katliamda Polis Eli Var!
Katliam öncesinde olduğu gibi sonrasında da polis, hem delillerin karartılmasını sağladı hemde katliamı gerçekleştirenlerin yakalanmasını engelledi. Suç duyurusunda bulunan avukatlara saldırıldı.
Katliamdan 9 gün önce Toplum Polisi Veli Murat Nebioğlu emniyete bir rapor yazarak ülkücü öğrencilerin solcu öğrencilere karşı büyük bir saldırı planı içerisinde olduklarını bildirdi. Nebioğlu : " İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 8 Mart 1978 günü ülkücü gruba mensup öğrencilerin, karşı görüşlü öğrencilere Amfi-1'de saldıracakları, sol gruba mensup öğrencilerin fakülteye gelmeye devam etmeleri halinde de 8-10 gün içinde bu grup üzerine bomba atılacağı istihbarat olunmuştur..." Durum bu kadar açıkken polisin bu durumu görmezden gelmesi katliamın içinde bizzat devletin kendisinin olduğunu göstermektedir.
Yaklaşık 1 haftadır okula Süleymaniye Kapısından toplu olarak giriş-çıkış yapan devrimci öğrencilerin 16 Mart günü çıkış yapacağı sırada dönemin polis noktası amiri Reşat Altay ve faşist ekibi öğrencileri merkez kapısından çıkmaya zorlayarak katlimın hazırlayıcıları arasında yer almışlardır. Reşat Altay "üstün başarıları" sonucu önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Yardımcılığına sonra da Niğde Emniyet Müdürlüğü'ne atanarak ödüllendirildi.
Devletin, katliamı yapanları koruyucu tavrı mahkeme sürecinde de devam etti. Tanıkların ifadeleri doğrultusunda dönemin Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu, ÜOD yöneticilerinden Mehmet Gül, dönemin MHP Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın, ÜOD'li Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy, katliamı planlayıp uygulamak suçundan İstanbul 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı. Sanıklar delillerin yetersiz olduğu gerekçesiyle beraat ederken sadece Sıddık Polat'a 11 yıl hapis cezası verildi. Ancak onun hakkında da Askeri Yargıtay 5 Ekim 1982 tarihinde beraat kararı verdi.
17 yıllık bir susukunluktan sonra bir grup avukat 16 Mart 1988 yılında Eczacılık Faklültesi önünde bir basın açıklaması yaparak katliam hakkında bilgi sahibi olanları kendilerine yardımcı olmaya davet etti. Dava her defasında devlet kurumları tarafında engellendi.
Bir ölü yatıyor
Vurdular
Kurşun yarası
Kızıl bir karanfil açmış alnında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.
Özgür bir ülke, insanca bir yaşam için canlarını veren 16 Mart şehitleri ölümsüzdür. Onları unutmayacağız, her yılın 16 Mart'ında ellerimizde kızıl karanfillerimizle Eczacılık Fakültesi'nde olacağız. Kapıları emekçi çocuklarına sonuna kadar açık bir üniversite düşümüzde yaşıyor onlar. Yaşıyorlar amfilerde, kantinlerde, eşitlik ve özğürlük için yılmadan mücadele edenlerin yüreklerinde. Yaşıyorlar Beyazıt Meydanı'nda ve ülkemizin bütün meydanlarında.
Anıları Artık Yürüyenlerin Bayrağıdır!
16 Mart 1978 tarihine gelindiğinde okuldaki işgali daha fazla devam ettiremiyeceklerini anlayan faşistler devrimci öğrenciler için kanlı bir pusu hazırladılar. Okula toplu olarak giriş yapan devrimci öğrenciler çıkış için Süleymaniye Kapısını kullanmak istediklerinde polis bunu engelleyerek öğrencilerin merkez kapısından çıkmalarını sağladı. Toplu halde merkez kapısında çıkmaya başlayan devrimci öğrencilerin üzerine birden kurşun yağmurları altında bomba atıldı. Saldırı esnasında 7 devrimci öğrenci öldü 50'den fazla öğrenci de yaralandı.
Saldırı haberini alan diğer fakültelerdeki öğrenciler toplanarak Merkez binayı işgal etti. Ertesi gün sendikalar ve kitle örğütleri ile beraber devasa bir cenaze töreni düzenlendi. 20 Mart'ta DİSK bu saldırlara karşı tüm ülkede "faşizme ihtar eylemi" düzenledi.
Katliamda Polis Eli Var!
Katliam öncesinde olduğu gibi sonrasında da polis, hem delillerin karartılmasını sağladı hemde katliamı gerçekleştirenlerin yakalanmasını engelledi. Suç duyurusunda bulunan avukatlara saldırıldı.
Katliamdan 9 gün önce Toplum Polisi Veli Murat Nebioğlu emniyete bir rapor yazarak ülkücü öğrencilerin solcu öğrencilere karşı büyük bir saldırı planı içerisinde olduklarını bildirdi. Nebioğlu : " İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 8 Mart 1978 günü ülkücü gruba mensup öğrencilerin, karşı görüşlü öğrencilere Amfi-1'de saldıracakları, sol gruba mensup öğrencilerin fakülteye gelmeye devam etmeleri halinde de 8-10 gün içinde bu grup üzerine bomba atılacağı istihbarat olunmuştur..." Durum bu kadar açıkken polisin bu durumu görmezden gelmesi katliamın içinde bizzat devletin kendisinin olduğunu göstermektedir.
Yaklaşık 1 haftadır okula Süleymaniye Kapısından toplu olarak giriş-çıkış yapan devrimci öğrencilerin 16 Mart günü çıkış yapacağı sırada dönemin polis noktası amiri Reşat Altay ve faşist ekibi öğrencileri merkez kapısından çıkmaya zorlayarak katlimın hazırlayıcıları arasında yer almışlardır. Reşat Altay "üstün başarıları" sonucu önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Yardımcılığına sonra da Niğde Emniyet Müdürlüğü'ne atanarak ödüllendirildi.
Devletin, katliamı yapanları koruyucu tavrı mahkeme sürecinde de devam etti. Tanıkların ifadeleri doğrultusunda dönemin Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu, ÜOD yöneticilerinden Mehmet Gül, dönemin MHP Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın, ÜOD'li Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy, katliamı planlayıp uygulamak suçundan İstanbul 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı. Sanıklar delillerin yetersiz olduğu gerekçesiyle beraat ederken sadece Sıddık Polat'a 11 yıl hapis cezası verildi. Ancak onun hakkında da Askeri Yargıtay 5 Ekim 1982 tarihinde beraat kararı verdi.
17 yıllık bir susukunluktan sonra bir grup avukat 16 Mart 1988 yılında Eczacılık Faklültesi önünde bir basın açıklaması yaparak katliam hakkında bilgi sahibi olanları kendilerine yardımcı olmaya davet etti. Dava her defasında devlet kurumları tarafında engellendi.
Bir ölü yatıyor
Vurdular
Kurşun yarası
Kızıl bir karanfil açmış alnında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.
Özgür bir ülke, insanca bir yaşam için canlarını veren 16 Mart şehitleri ölümsüzdür. Onları unutmayacağız, her yılın 16 Mart'ında ellerimizde kızıl karanfillerimizle Eczacılık Fakültesi'nde olacağız. Kapıları emekçi çocuklarına sonuna kadar açık bir üniversite düşümüzde yaşıyor onlar. Yaşıyorlar amfilerde, kantinlerde, eşitlik ve özğürlük için yılmadan mücadele edenlerin yüreklerinde. Yaşıyorlar Beyazıt Meydanı'nda ve ülkemizin bütün meydanlarında.
Anıları Artık Yürüyenlerin Bayrağıdır!
