Ayrımcılığa Karşı İLEF Evrim Alataş Ödülü Ragıp Zarakolu'na verildi!
Bugün (16.04.2012) Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi 'nde ikincisi düzenlenen Ayrımcılığa Karşı İLEF Evrim Alataş ödülü verildi. MTÖ sinema salonunda gerçekleştirilen törende ödülü Zarakolu adına ablası Ayten Çerçel aldı. Törene İLEF dekanı, öğretim görevlileri ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Prof.Dr.Eser Köker 'Bu ödül tüm direnenlere verilen bir ödül, memleket kanseri dediğimiz hastalık tüm güzel insanları aramızdan alıyor' dedi. Ayrımcılığa karşı derslerin son konuğu olan gazeteci İrfan Aktan ' Kürtlerin bazı hakları elde etmeleri için sadece acı çekmeleri gerekmiyor. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan trajedileri aktarmaları gerekmiyor. Diğer etnik gruplar gibi doğal haklara sahip olmalılar' dedi.
Zarakolun'dan İLEF öğrencilerine mesaj!
Zarakolu, iletişim öğrencilerine yazılı bir mesaj gönderdi. Zarakolu'nun mesajını fakülte öğrencilerinden Mehmet Tayfun Birgül okudu. Zarakolu mesajında: "Ağzımın fermuarını protesto olarak kapatıyorum. Her türlü konuşma varolan durumu normalleştirmeye hizmet edecektir. Sanki bir hata yapılmış da giderilmiş gibi olacaktır. Bırakılmam, var olan hukuksuzluğu asla düzeltmiyor. Ayrıca beni rehin almayı amaçlıyor.' dedi. Verilen ödüle teşekkür ettiğini belirterek, "Gerçeğe ama yalnızca gerçeğe ulaşmaya çalışan, dayatılana, pompalanana, saptırılana, sabit fikirlere, itibar etmeyen, gerzek diye bildiklerimiz de şüphenin terazisinde tartan genç bilim insanlarına ve öğrencilerine, genç iletişimcilere, görsel ve yazılı basın adaylarına beslediğim umut ile..." ifadelerini kullandı. Zarakolu'nun mesajının ardından fakülte öğrencilerinden Esma Yılmaz, öğrencilerin Zarakolu'na yazdığı mektubu okudu.
İLEF öğrencilerinin Zarakolu'na yazdığı mektup:
'Tutsaklık nedir bilir misiniz? Ben biliyorum. Yaşamadan zindanda olmayı anlamak imkansızdır. İnsanın icat ettiği en korkunç yöntemdir. 'diri diri betona gömmek' tabiri bile karşılık gelmiyor. İnsanın tabiatına en ters uygulamadır.' Çocuk tutsaklar için kullandığınız bu cümlelerde ne de güzel anlatıyordunuz özgürlüğü kaybetmenin insan için nasıl olduğunu! Daha önceden aşina olduğunuz zindana tekrar girecektiniz. Altı aylık bir tutsaklık olacaktı bu. Ama yine kocaman anıları dostlukları ve hikayeleri barındıracaktı. Hem öyle değil midir bizim ülkemiz, kısacık zamanlara kocaman zamanlar sığdırmak
Biz ilef öğrencileri olarak tutsak olan size yazmıştık satırlarımızı ama buna gerek kalmadı. Siz artık tırnak içinde özgürsünüz. Ve biz bu satırları hapisten yeni çıkmış olan size yazıyoruz;
Hayatını insan haklarına, ayrımcılığa karşı mücadeleye adamış olan evrim Alataş yaşıyor olsaydı nerede olurdu diye düşündük. O da muhtemelen hapiste olurdu. Tıpkı sizin ve 100'ü aşkın gazetecinin hapiste olması gibi. Ve tek yapacak olduğu kalemiyle, haksızlığa, zulme karşı dimdik durması, boğun eğmemesi olurdu. Evrim Alataş susmayan bir kalemdi, tıpkı sizin gibi. Ve biz Evrim Alataş ödülünü düşünürken, hayatını insan hakları mücadelesine adamış ve hala bunun mücadelesini veren size vermeyi bir borç bildik.
Vicdanı körelmiş olanlar, düşünceleri hapsedebileceğini zannederler. Dikenli tellerle bezenmiş dört duvarlı hücreler yetmez düşünceleri tutsak etmeye, hele ki bu düşünceler yüzbinlerinse. Ragıp hocamız! Sizin hapisten 'susmayanlara selam olsun' seslenişiniz hala kulaklarımızda. Hele ki hapisten çıkarken ' mücadelem devam edecek' sözleriniz. Düşünceyi rehabilite edebileceğini zannedenler ne yapacak şimdi ? Kenan Evren'i yargılarken yeni Kenan Evren'ler olmak için sıraya mı girecekler. Siz Ragıp hoca; siz bir insan hakları aktivisti olarak ayrımcılığa uğramış tüm ötekiler için mücadele ettiniz. Herkes biliyor ki sizin yolunuz doğru olan yoldur. Ve biz sizin yolunuzdan yürüyeceğiz. Ayrımcılık insan suçudur ve biz bu suça ortak olmayacağız
Evrim Alataş'ın şu sözleriyle mektubumuza son vermek istiyoruz:
Unutmayın, unutmayalım hiçbir şeyi
efsaneler yeniden yazıldıkları kadar ayrıntılarıyla da korurlar varlıklarını. ne zulmü unutalım, ne de efsanenin sonunu. Işığı bekleyeceğiz. Elbet bir gün, dumanı tütmesin diye özenle yakılan ateşlerin yerini öbek öbek ateşler alacaktır. Elbet bir gün pervane olacağız o büyük öbeklerin. Gözümüzü yıldızlara dikip 'buyurun korkmayın, inin ışığın sofrasına diyeceğiz, artık dilek tutmak için kaymanızı beklemeyeceğiz !'
Selam ve saygılarımızla.
Zarakolun'dan İLEF öğrencilerine mesaj!
Zarakolu, iletişim öğrencilerine yazılı bir mesaj gönderdi. Zarakolu'nun mesajını fakülte öğrencilerinden Mehmet Tayfun Birgül okudu. Zarakolu mesajında: "Ağzımın fermuarını protesto olarak kapatıyorum. Her türlü konuşma varolan durumu normalleştirmeye hizmet edecektir. Sanki bir hata yapılmış da giderilmiş gibi olacaktır. Bırakılmam, var olan hukuksuzluğu asla düzeltmiyor. Ayrıca beni rehin almayı amaçlıyor.' dedi. Verilen ödüle teşekkür ettiğini belirterek, "Gerçeğe ama yalnızca gerçeğe ulaşmaya çalışan, dayatılana, pompalanana, saptırılana, sabit fikirlere, itibar etmeyen, gerzek diye bildiklerimiz de şüphenin terazisinde tartan genç bilim insanlarına ve öğrencilerine, genç iletişimcilere, görsel ve yazılı basın adaylarına beslediğim umut ile..." ifadelerini kullandı. Zarakolu'nun mesajının ardından fakülte öğrencilerinden Esma Yılmaz, öğrencilerin Zarakolu'na yazdığı mektubu okudu.
İLEF öğrencilerinin Zarakolu'na yazdığı mektup:
'Tutsaklık nedir bilir misiniz? Ben biliyorum. Yaşamadan zindanda olmayı anlamak imkansızdır. İnsanın icat ettiği en korkunç yöntemdir. 'diri diri betona gömmek' tabiri bile karşılık gelmiyor. İnsanın tabiatına en ters uygulamadır.' Çocuk tutsaklar için kullandığınız bu cümlelerde ne de güzel anlatıyordunuz özgürlüğü kaybetmenin insan için nasıl olduğunu! Daha önceden aşina olduğunuz zindana tekrar girecektiniz. Altı aylık bir tutsaklık olacaktı bu. Ama yine kocaman anıları dostlukları ve hikayeleri barındıracaktı. Hem öyle değil midir bizim ülkemiz, kısacık zamanlara kocaman zamanlar sığdırmak
Biz ilef öğrencileri olarak tutsak olan size yazmıştık satırlarımızı ama buna gerek kalmadı. Siz artık tırnak içinde özgürsünüz. Ve biz bu satırları hapisten yeni çıkmış olan size yazıyoruz;
Hayatını insan haklarına, ayrımcılığa karşı mücadeleye adamış olan evrim Alataş yaşıyor olsaydı nerede olurdu diye düşündük. O da muhtemelen hapiste olurdu. Tıpkı sizin ve 100'ü aşkın gazetecinin hapiste olması gibi. Ve tek yapacak olduğu kalemiyle, haksızlığa, zulme karşı dimdik durması, boğun eğmemesi olurdu. Evrim Alataş susmayan bir kalemdi, tıpkı sizin gibi. Ve biz Evrim Alataş ödülünü düşünürken, hayatını insan hakları mücadelesine adamış ve hala bunun mücadelesini veren size vermeyi bir borç bildik.
Vicdanı körelmiş olanlar, düşünceleri hapsedebileceğini zannederler. Dikenli tellerle bezenmiş dört duvarlı hücreler yetmez düşünceleri tutsak etmeye, hele ki bu düşünceler yüzbinlerinse. Ragıp hocamız! Sizin hapisten 'susmayanlara selam olsun' seslenişiniz hala kulaklarımızda. Hele ki hapisten çıkarken ' mücadelem devam edecek' sözleriniz. Düşünceyi rehabilite edebileceğini zannedenler ne yapacak şimdi ? Kenan Evren'i yargılarken yeni Kenan Evren'ler olmak için sıraya mı girecekler. Siz Ragıp hoca; siz bir insan hakları aktivisti olarak ayrımcılığa uğramış tüm ötekiler için mücadele ettiniz. Herkes biliyor ki sizin yolunuz doğru olan yoldur. Ve biz sizin yolunuzdan yürüyeceğiz. Ayrımcılık insan suçudur ve biz bu suça ortak olmayacağız
Evrim Alataş'ın şu sözleriyle mektubumuza son vermek istiyoruz:
Unutmayın, unutmayalım hiçbir şeyi
efsaneler yeniden yazıldıkları kadar ayrıntılarıyla da korurlar varlıklarını. ne zulmü unutalım, ne de efsanenin sonunu. Işığı bekleyeceğiz. Elbet bir gün, dumanı tütmesin diye özenle yakılan ateşlerin yerini öbek öbek ateşler alacaktır. Elbet bir gün pervane olacağız o büyük öbeklerin. Gözümüzü yıldızlara dikip 'buyurun korkmayın, inin ışığın sofrasına diyeceğiz, artık dilek tutmak için kaymanızı beklemeyeceğiz !'
Selam ve saygılarımızla.