Tarih: 10.11.2006 | Kategori: Gençlik

Ankara'da dün engellenen basın açıklaması bugün yapıldı.

Ankara'da dün engellenen basın açıklaması bugün yapıldı.
Dün (09.11.06), 7 Kasım'da, YÖK'ü protesto etmek amacıyla basın açıklaması yapmak isteyen öğrencilere yapılan saldırıyı ve gözaltıları protesto etmek için saat 17.00'dan itibaren devrimci, ilerici yapılar Yüksel Caddesi'nde bir araya geldiler.
Sakarya Caddesi'ne gidip, orada gerçekleştiremedikleri basın açıklamasını yapmayı planlayan öğrenciler yine polisin engeliyle karşılaştı.

Polis her zamanki anti-demokratik tutumunu takınarak, öğrencileri abluka altına aldı. Öğrencilerin yürüyüş güzergahını kabul etmeyen polis, kendi güzergahında diretti. Ancak kendi inisiyatifini kullanan öğrenciler, basın açıklamasını Yüksel Caddesinde gerçekleştirdiler.

Basın açıklaması metni

BASINA VE KAMUOYUNA
 
Yine sokaklardayız, Türkiye'nin dört bir yanında YÖK'ün kuruluş yıldönümünde üniversiteliler olarak; üniversiteleri ticarethaneye çeviren, üniversiteye karşı her türlü baskı ve zor mekanizmasını kullanan, dünyayı savaşlara ve yoksulluğa mahkum edenlere karşı üniversitemize ve yaşamlarımıza sahip çıkıyoruz.

25 yıl önce üniversiteleri yönetme yetkisinin 12 Eylül darbecilerinden alan YÖK, üniversite sistemini baştan aşağıya egemenlerin talepleri doğrultusunda düzenledi. Bu düzenlemeyle sermaye, üniversitelere asker postalları eşliğinde girerken; sıkı yönetim yasasının 1402. maddesi eşliğinde 486 öğretim üyesi, 790 öğretim görevlisi ve 50000 öğrenci üniversitelerden atıldı.

Bu gün de bu zihniyet devam ediyor. Çünkü üniversitelerde söz hakkı paşalara, holding patronlarına, siyasi liderlere veriliyor. Akademisyenler, rektörlerse onların önünde el pençe divan duruyor. İnsanların en temel ihtiyaçları sermayenin tahakkümüne bırakılır ve yoksulluk her geçen gün artarken bunların sebebi olan neo-liberal politikalara karşı üniversiteler tek bir eleştiri dahi getirmiyor; yanıbaşımızdaki kanlı savaşa karşı ezilenin yanında saf tutarak "Ortadoğu"daki işgale hayır demiyor. Çünkü üniversite 25 yıldır baştan aşağı çürüyor.
Bu çürüme sürecine üniversiteleri piyasalaştırmanın da adımları atıldı. Harç adı altında, öğrencilerden para alınmasıyla başlayan, üniversitede kar amaçlı bilgi üretiminin yaygınlaştırılması ve eğitim hizmetlerinin pek çoğunun ticarileştirilmesiyle devam eden süreç üniversite kapılarının emekçi çocuklarına kapatılmasına neden oldu. YÖK, üniversiteleri piyasalaştırmaya açarken, hep bu sürecin kendi denetiminde yürümesine çalıştı. YÖK, "90"ların ortalarından beri merkezi yapısının üniversitelerin sermayeye açılmasında sorun oluşturduğunu dillendiren sermaye çevrelerine ve hükümetlere karşı cevabını üniversiteleri yeni piyasalaştırma uygulamalarıyla tanıştırarak verdi. Üniversitenin gerçek gündemini ve gerçek sorunlarını hiç gündem etmedi. Şimdide AB'nin önerdiği piyasacı yüksek öğretim modelini Türkiye üniversitelerine uyarlamak için çalışıyor ve kendisini de bu sürece göre değiştireceğinin sinyallerini veriyor. 12 Eylül rejiminin temsilciliğinden sermaye programlarının uygulayıcılığına 25 yıldır YÖK özünü saklı tutup renk değiştirmeye devam etti.

Temmuz 2006'da hazırladığı "Türkiye Yüksek Öğretim Stratejisi" adlı raporla üniversitelerdeki piyasalaştırma politikalarına hız kesmeden devam edileceğini vurgulayan YÖK; öğrencileri "müşteri", üniversiteleri "ticarethane", bilgiyi ise bir "meta" olarak görüyor. Üniversitesine sahip çıkan, eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitim hakkı talep eden üniversiteleri soruşturma, özel güvenlik ve polis baskısıyla sindirmeye çalışıyor. Öğrencilerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor, "üniversiteye sahip çıkmak" polis copu, ÖGB, jandarma saldırısıyla karşılaşıyor.

Diğer taraftan üniversitelilerin karşısına getirilen "mesleki yeterlilik sınavları"yla da geleceğimiz elimizden alınıyor. Öğretmenler güvencesizleştiriliyor, mühendisler yetkisizleştiriliyor, tüm üniversiteliler meslek sahibi olmak için önce stajerlik yapmak zorunda bırakılıyor, ardından da sınava tabi tutuluyor.

Tüm bunlara karşı geleceklerini, eğitim haklarını savunan öğrenciler soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla hatta bu senenin başında Türkiye'nin bir çok üniversitesinde gördüğümüz gibi okuldan atmalarla tehdit ediliyor. Bu tabloda oldukça utanç verici olaylar yaşanıyor: örneğin nükleer enerjiye karşı çıktıkları için yüzlerce öğrenciye soruşturma açılabiliyor. Yine geçen sene üniversitelerine sahip çıktıkları için jandarmayla karşı karşıya gelen Beytepe ve ODTÜ öğrencilerine açılan soruşturmaların yanına bir de faşist saldırılar ekleniyor. Geçtiğimiz hafta dört arkadaşımıza yapılan silahlı saldırı göstermiştir ki üniversitenin ve üniversitelilerin karşısında polisinden ÖGB'sine, idaresinden, sivil faşistine tüm gerici odaklar bir arada bulunmaktadır.

Bu süreçten tek başına öğrencilerde etkilenmemektedir. Bu dönemin başında bir üniversite profösörünün okuldan atılması benzer şekilde gelişti. Dokuz Eylül Üniversitesinde yemekhanenin özelleştirilmesinin ardından işten çıkarılan işçilerin işe geri alınması için toplanan dilekçeleri Rektörlüğe vermek isteyen prof. Dr. İzge Günal bir türlü görüşemedi rektörle. Bunun üzerine bir hastası gibi rektörden muayene randevusu alarak dilekçeleri rektöre teslim etti. Rektör ise bu davranışı "küçük düşürücü bir hareket" olarak niteledi ve İzge Günal'a görevden çekilmiş sayma cezası verildi. Üniversitede aykırı bir ses istemeyen tüccar rektörlerin tipik ama en pervasızıydı DEÜ rektörünün tavrı.

Aslında üniversitedeki çürümüşlük içinde bulunduğumuz sistemin çürümüşlüğünün bir göstergesi. Egemenler, ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki emperyalist savaşına ortak olmak ve bu savaştan pay kapabilmek için işbirlikçiliğine soyuyorlar, Lübnan'a göz kırpmadan asker gönderiyorlar. Ortadoğu'da ki işgale ortak olmak istemeyenler ise gözaltılar ve, tutuklamalarla tehdit ediliyor. Biz üniversiteliler ise "ABD-İsrail askeri olmayacağız" diyerek Ortadoğu halklarının yanında saf tutuyoruz. Ülkeyi yoksulluğa iten politikalara karşı çıkıyor, kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarına göz yummuyor TMY (Toplumla Mücadele Yasası) ile üniversitelerimize, tüm muhalif güçlere karşı geliştirilen baskı ve zor mekanizmalarına karşı mücadele bayrağını yükseltiyoruz. "gaye"lerinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz ve şimdi çok daha gür bir sesle haykırıyoruz "yaşasın halkların kardeşliği".

Yaşadığımız dünya ve bizi yönettiğini iddia edenler en temel haklarımıza saldırırken, insanlık onuru savaşlar ve katliamlarla ayaklar altına alınırken, üniversiteler tekno kentlerinde silah üretimi yaparken; bizler, yaşanan tüm bu süreçleri üniversitelerdeki uygulayıcısı olan YÖK'ün kuruluş yıl dönümünde üniversitemize sahip çıkıyor ve Ortadoğu halklarının direnişine destek oluyoruz. Çünkü üniversite emekten, halktan, bilimden, özgürlükten ve eşitlikten yana taraf tutmalıdır. Ve biz tarafımızı seçtik: üniversitelerin gerçek sahipleri olarak sermaye için değil toplum için bilim üreten üniversiteyi yeniden inşa edeceğiz ! gerek dünyanın dört bir yanından neo-libereal eğitim politikalarına karşı yükselen öğrenci mücadeleleri, gerekse Türkiye'de de paralı eğitim uygulamalarına karşı elde edilen kazanımlar gösteriyor ki üniversiteliler hayallerini gerçeğe dönüştürüyorlar ve işte meydanlar 1987 den bu yana  yine aynı sesle ama daha gür inliyor:

YÖK'E HAYIR !
ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR BİZİMLE ÖZGÜRLEŞECEK !
MÜŞTERİ DEĞİL ÖĞRENCİYİZ !

Demokratik Gençlik Hareketi, Emekçi Hareket Partisi Gençliği, Ekim Gençliği, Marksist Bakış, Öğrenci Kolektifleri, Özgür Eğitim Platformu, Özgürlükçü Gençlik Derneği, Sosyalist Demokrasi Gençliği, Tüm-İlerici Gençlik Derneği, Sosyalist Gençlik Derneği, Yeni Demokrat Gençlik, Yurtsever Öğrenci Gençlik Hareketi