10 0cak'ta gazeteciler
1961 yılında gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler getiren 212 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesiyle, gazete sahipleri kanuna tepki gösterdiler. Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazeteleri ortak bildiri hazırlayarak gazetelerini kapatma kararı aldılar.
Bu gazetelerde çalışan gazeteciler bir araya gelerek 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla büyük bir yürüyüş gerçekleştirdi. Gazeteciler, patronların bu tutumu karşısında İstanbul Gazeteciler Sendikası'nın desteğiyle, BASIN adıyla kendi gazetelerini 111213 Ocak 1961 tarihlerinde yayımladılar.
O tarihten sonra 10 Ocak, "Çalışan Gazeteciler Bayramı" olarak kutlandı. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra bu hakların bir kısmının geri alınması nedeniyle buna tepki olarak 10 Ocak, "Bayram" olmaktan çıkarıldı ve "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başladı.
Yazma, konuşma, eleştirme, yorum yapma!
10 Ocak Gazeteciler Günü'nü yaşadığımız bu gün de gazetecilerin durumu pek de iç açıcı değil. Kamuoyunun gözü kulağı olan gazeteciler meslek ilkeleri çerçevesinde kullanacağı özgür habercilik hakkını kullanamıyor. "Yazma, konuşma, eleştirme, yorum yapma" diyen kanun hükümleriyle cezaevlerindeki gazeteci sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye'de cezaevlerinde 30 Eylül 2010 itibarıyla 44'ü tutuklu 6'sı hükümlü olmak üzere toplam 50 basın emekçisi bulunmaktadır. Cezaevlerindeki gazeteci sayısı 2009 yılının Ocak-Nisan döneminde 29, Mayıs-Ağustos döneminde 35, Eylül-Aralık döneminde ise 44 idi. Bunun nedeni ise Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki basın özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerin halen yürürlükte olması. Ayrıca cezaevlerindeki 50 gazeteciye ilave olarak, bir süre tutuklu kaldıktan ya da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan ancak haklarında hapis cezası istemiyle açılan davalar devam eden 25 basın emekçisi, haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte mahkeme kararı temyiz edildiği için kesinleşmeyen veya cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan 29 gazeteci bulunuyor. Yani Türkiye'de 100'den fazla gazeteci hapis cezası tehdidi altında.
Bu davaların çoğu Türk Ceza Kanunu'nun "gizliliğin ihlali" başlıklı 285'inci maddesi ile "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" başlıklı 288'inci maddesine ve Terörle Mücadele Kanunu'nun "terör örgütü propagandası yapmak" başlıklı 7'nci maddesine dayandırılıyor.
Geçtiğimiz haftalarda bu duruma bir yenisi daha eklendi. Azadiya Welat gazetesi eski Sorumlu Yazıişleri Müdürü Vedat Kurşun'a verilen 174 yıllık hapis cezasından sonra, Azadiya Welat gazetesinin sonraki Yazıişleri Müdürü Emine Demir 138 yıl hapis cezası aldı. 30 Aralık 2010 günü görülen davada Emine Demir hakkında tutuklanmak üzere yakalama emri çıkarıldı. Bu örnekleri çoğaltmak maalesef Türkiye'de mümkün.
Demokrasi mücadelesi veren gazeteciler katlediliyor. Gazeteci cinayetlerinde köklü bir tarihe sahip olan ülkemizde gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar, fiziki saldırıları, baskıları da beraberinde getiriyor, Dink cinayetinde yaşadığımız gibi gazeteciler hedef gösteriliyor. Kaleminden ödün vermeyen gazeteciler katlediliyor. Failleri bulunamıyor, bulunsa da yasalar kılıfına uydurulup bir şekilde ceza indirimine başvuruluyor. Durum bu olunca, Hrant Dink cinayeti ve Cihan Hayırsevener cinayeti davalarının seyri kaygı uyandırıyor.
Devlet baskısının yanı sıra medya patronları da gazeteciler üzerindeki baskısını gün geçtikçe arttırıyor. Ülkemizde gazetecilerin eylem ve örgütlenme özgürlüğü, sendikal hak ve özgürlükleri de baskı altında. Sendikalı olan gazeteciler işten çıkarılıyor. Kötü çalışma koşulları, işten atmalar, sendikal örgütlülüğün engellenmesi çalışan gazetecilerin sorunları olmaya devam ediyor.
Peki ya işsiz gazeteciler
Öte yandan Türkiye'de çok fazla işsiz gazeteci bulunuyor ve sayıları sürekli artıyor. İşsiz kalan gazeteciler psikolojik olarak zor günler yaşıyor. Geçtiğimiz Kasım ayında Show TV ve son olarak Güneş gazetesinde gece muhabirliği yapan, iki yıldır da işsiz olduğu için dizi setlerinde fotoğrafçılık yapmaya başlayan 31 yaşındaki Evrim Çalışkan, kendini asarak intihar etti. Önceki yıllarda, uzun süre işsiz kalan gazeteciler Haluk Evgin ile Göksel Türk de intihar etmişti.
İşsizlik, her an işten atılma, düşük ücretle çalıştırılma, soruşturmalar, tutuklamalar ve fiziki saldırılar ülkemiz gazetecilerinin bir gerçeği. Tüm baskılara rağmen, demokrasi mücadelesi veren, insan hakları gazeteciliği yapan, barış gazeteciliğini savunan, başka bir medyanın mümkün olduğuna inanan ve bunun için mücadele eden fikir işçilerinin (çalışan- çalışmayan ayrımı yapmadan) 10 Ocak Gazeteciler Günü kutlu olsun.
O tarihten sonra 10 Ocak, "Çalışan Gazeteciler Bayramı" olarak kutlandı. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra bu hakların bir kısmının geri alınması nedeniyle buna tepki olarak 10 Ocak, "Bayram" olmaktan çıkarıldı ve "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başladı.
Yazma, konuşma, eleştirme, yorum yapma!
10 Ocak Gazeteciler Günü'nü yaşadığımız bu gün de gazetecilerin durumu pek de iç açıcı değil. Kamuoyunun gözü kulağı olan gazeteciler meslek ilkeleri çerçevesinde kullanacağı özgür habercilik hakkını kullanamıyor. "Yazma, konuşma, eleştirme, yorum yapma" diyen kanun hükümleriyle cezaevlerindeki gazeteci sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye'de cezaevlerinde 30 Eylül 2010 itibarıyla 44'ü tutuklu 6'sı hükümlü olmak üzere toplam 50 basın emekçisi bulunmaktadır. Cezaevlerindeki gazeteci sayısı 2009 yılının Ocak-Nisan döneminde 29, Mayıs-Ağustos döneminde 35, Eylül-Aralık döneminde ise 44 idi. Bunun nedeni ise Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki basın özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerin halen yürürlükte olması. Ayrıca cezaevlerindeki 50 gazeteciye ilave olarak, bir süre tutuklu kaldıktan ya da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan ancak haklarında hapis cezası istemiyle açılan davalar devam eden 25 basın emekçisi, haklarında para ya da hapis cezası verilmiş olmakla birlikte mahkeme kararı temyiz edildiği için kesinleşmeyen veya cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan 29 gazeteci bulunuyor. Yani Türkiye'de 100'den fazla gazeteci hapis cezası tehdidi altında.
Bu davaların çoğu Türk Ceza Kanunu'nun "gizliliğin ihlali" başlıklı 285'inci maddesi ile "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" başlıklı 288'inci maddesine ve Terörle Mücadele Kanunu'nun "terör örgütü propagandası yapmak" başlıklı 7'nci maddesine dayandırılıyor.
Geçtiğimiz haftalarda bu duruma bir yenisi daha eklendi. Azadiya Welat gazetesi eski Sorumlu Yazıişleri Müdürü Vedat Kurşun'a verilen 174 yıllık hapis cezasından sonra, Azadiya Welat gazetesinin sonraki Yazıişleri Müdürü Emine Demir 138 yıl hapis cezası aldı. 30 Aralık 2010 günü görülen davada Emine Demir hakkında tutuklanmak üzere yakalama emri çıkarıldı. Bu örnekleri çoğaltmak maalesef Türkiye'de mümkün.
Demokrasi mücadelesi veren gazeteciler katlediliyor. Gazeteci cinayetlerinde köklü bir tarihe sahip olan ülkemizde gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar, fiziki saldırıları, baskıları da beraberinde getiriyor, Dink cinayetinde yaşadığımız gibi gazeteciler hedef gösteriliyor. Kaleminden ödün vermeyen gazeteciler katlediliyor. Failleri bulunamıyor, bulunsa da yasalar kılıfına uydurulup bir şekilde ceza indirimine başvuruluyor. Durum bu olunca, Hrant Dink cinayeti ve Cihan Hayırsevener cinayeti davalarının seyri kaygı uyandırıyor.
Devlet baskısının yanı sıra medya patronları da gazeteciler üzerindeki baskısını gün geçtikçe arttırıyor. Ülkemizde gazetecilerin eylem ve örgütlenme özgürlüğü, sendikal hak ve özgürlükleri de baskı altında. Sendikalı olan gazeteciler işten çıkarılıyor. Kötü çalışma koşulları, işten atmalar, sendikal örgütlülüğün engellenmesi çalışan gazetecilerin sorunları olmaya devam ediyor.
Peki ya işsiz gazeteciler
Öte yandan Türkiye'de çok fazla işsiz gazeteci bulunuyor ve sayıları sürekli artıyor. İşsiz kalan gazeteciler psikolojik olarak zor günler yaşıyor. Geçtiğimiz Kasım ayında Show TV ve son olarak Güneş gazetesinde gece muhabirliği yapan, iki yıldır da işsiz olduğu için dizi setlerinde fotoğrafçılık yapmaya başlayan 31 yaşındaki Evrim Çalışkan, kendini asarak intihar etti. Önceki yıllarda, uzun süre işsiz kalan gazeteciler Haluk Evgin ile Göksel Türk de intihar etmişti.
İşsizlik, her an işten atılma, düşük ücretle çalıştırılma, soruşturmalar, tutuklamalar ve fiziki saldırılar ülkemiz gazetecilerinin bir gerçeği. Tüm baskılara rağmen, demokrasi mücadelesi veren, insan hakları gazeteciliği yapan, barış gazeteciliğini savunan, başka bir medyanın mümkün olduğuna inanan ve bunun için mücadele eden fikir işçilerinin (çalışan- çalışmayan ayrımı yapmadan) 10 Ocak Gazeteciler Günü kutlu olsun.