İlerici Gençlik Sayı:7

SİYASİ PARTİLER VE GENÇLİK HAREKETLERİ

-T ÜM- İ G D� n i n 1 . G e n e l Ku r u l u Ve s i l e s i y l e - Evet, gençlik hareket ediyor, ama neden hareket ediyor ve nereye varmak istiyor? Varmak istedikleri yer sorunlarının çözümlenmesi olarak özetlenebilir. Dünyanın tüm ülkelerindeki gençlerin sorunlarına ve bu sorunların çözümlenmesi konusuna kısaca değinmek istiyorum. Ama evvela memleketimizdeki duruma bir göz atmak gerekiyor. Elbette okuyan gençlerin (öğrencilerin) sorunları ile fabrikalarda, tarlalarda ve sanayi sitelerindeki atölyelerde çalışan işçi gençlerin sorunları birbirinden farklı. 16 Ağustos 2001'de Cezayir'de gerçekleşen 15. Dünya Gençlik Festivali'nin 1 No'lu kararına göre, öğrencilerin başta gelen sorunu "parasız ve kaliteli eğitim hakkı" yani parası olmayan gençlerin de okullarda okuyabilmeleri ve çarpıtılmamış bilgiler edinebilmeleri olarak saptamış olduğuna göre, memleketimizde de evvela bu soruna çözüm bulunması gerekiyor demektir.

Kapitalizmin ruhu seni çağırıyor Dinle Küçük Adam!

Özel mülkiyetin doğuşundan bu yana baskı ve sömürülere maruz kalan insanlık, yaşadığımız şu günlerde medeniyet adı altında yozlaşmış, ilkel yaşam alanlarına doğru yol alıyor. Ekonomik, sosyal, zihinsel alanda burjuvazinin dişlileri arasına her geçen gün biraz daha sıkışan insan, önüne gelen her şeyi çılgınca, oburca tüketmekte, kendine sunulduğunu sandığı sözde özgürlüklerle zihnini köleleştirmekte, insanlığın insan olma yolunda doğaya karşı giriştiği, yüzlerce yıllık birikimi ve emeği hiçe sayarak insani olan her yönünü kaybetmektedir. Öyle ki; dünyamızda her gün açlıktan, içecek temiz su bulamamaktan ölen onlarca çocuğa, eğitim, barınma gibi en temel haklarından yoksun bırakılan binlerce insana, Mcdonald's gibi sömürü mekanizmalarına inek yetiştirerek batıya borcunu ödemek için binlerce hektarlık orman alanını otlaklara çeviren, susuzluktan, açlıktan ölmek zorunda bırakılan binlerce Afrikalının yaşamına, emperyalist odakların dünya halklarına yaptıkları hunharca saldırılara, savaşlara kulaklarını tıkayabilmekte, kapitalizmin hasta küçük insanı!

RÜZGAR DA VAR YELKEN DE

Öncesi ve sonrasıyla 1 Mayıs 2004 Türkiye işçi sınıfı 1 Mayıs 2004'den de alnının akıyla çıkmayı başardı. Emek güçleri açısından bakılacak olduğunda, son yıllarda görmeye alışılan 1 Mayıslardan oldukça farklı bir eylem vardı bu yıl. İstanbul'da, son yedi senedir Çağlayan çukuruna sokulmuş olan, 1 Mayıs uzun bir aradan sonra yine şehrin merkezinde halkla birlikte kutlandı. 1996 Kadıköy 1 Mayıs'ından sonra yeniden "gerçek" meydanlara dönülebilmiş olması gecikmeli ama bir o kadar önemli bir kazanım. İçinden geçmekte olduğumuz dönem düşünülecek olduğunda bu gelişmenin önümüzdeki günler için daha kazanımların yolunu açtığı görülecektir. Ne varki yine, bu yıl gerçekleştirilen 1 Mayıs tartışmaları sonucunda emek hareketi içinde ortaya çıkmış olan çatlak mutlaka kapatılmalı ve sınıfın birliği korunmalıdır.

“BUGÜN ÇUKUROVA’DA YARIN HERYERDE...”

Bu sayımızda geçtiğimiz aylarda Tarsus Çukurova Sanayi Tekstil A.Ş.'den atılan 550 işçinin sesine kulak verdik. Yürüttükleri savaşa bir nebze de olsa destek olabilmek için; onların sorunlarını dile getirmek üzere içlerinden biri ile röportaj yaptık. Biz sadece içlerinden birinin sözlerine kulak verebildik ama burada unutulmaması gereken bir nokta var. Bu ses; sadece bir kişinin değil milyonların sesidir. Dergimiz basıma hazırlanırken Çukurova işçileri Ankara'daydılar. Hepsine başarılar diliyoruz.

İNADINA KIZILAY!

12 Eylül artığı YÖK'e karşı savaşımını kesintisiz olarak sürdüren üniversite öğrencileri, yeni YÖK Yasa Tasarısı'na karşı da aynı kararlılıkla mücadeleye başlamışlardı. Yasa Tasarısına karşı ilk büyük kalkışma olarak yorumlanabilecek 6 Kasım 2003 eylemi bu mücadelenin nasıl gelişeceğini gösteriyordu. İnatçı bir mücadele süreci önümüzde duruyor. Bu mücadelenin önemli bir basamağı 13 Mart günü Ankara'da yapılan bir eylemle gerçekleştirmiş oldu. Bu eylem öğrenci mücadelesinin militan bir tarzı koruduğunu göstermesi açısından oldukça önemli bir örnek.

ÜNİVERSİTE “REFORMU” ve TALEPLERİMİZ ÜZERİNE...

Hepimiz üniversiteler üzerine koparılan fırtınayı izliyoruz. Bir yanda 12 Eylül faşist darbesinin artığı YÖK ve onun militarist kafalı, ordu destekli rektörleri; diğer yanda ise gericiliği ile nam salmış AKP iktidarı. İkisi de demokratik üniversite modelinin kendilerinin önerdiğini ileri sürerek -çıkar çelişkilerinden kaynaklıbir gerginlik içine girdiler. Bu hainlerin, üniversitelerin özerkliği adına, okullarımızı birer şirket haline çevirmek ve bizleri birer müşteri konumuna sokarak bütçeden üniversitelere düşen payı azaltmak, mümkünse tamamen ortadan kaldırmak noktasında da bir farkları yok. İki odak da bilimin alınır satılır bir meta olarak görülmesinde ortak. Öyleyse nedir bu sürtüşmenin nedeni? Birincisi üniversitelerin hangi sermaye gruplarına peşkeş çekileceğini bu oyunu kazanan belirleyecek. İkincisi yeni üniversite kadrolarının ve yöneticilerinin Kemalist militaristlerden mi yoksa dinci gerici odaklardan mı oluşacağı da bu kavganın konusu. Öğrenciler ise bu birbirlerine hırlaşan egemenlere karşın, yıllardır hiç bozmadıkları duruşlarıyla, üniversitelerin kapılarının emekçi çocuklara ardına kadar açılmasını savunan; daha demokratik, daha özgür bir üniversite taleplerini haykıran tavırları ile kale gibi dimdik ayakta duruyor.

neo-liberalizm balonuna bir iğne de Almanyalı öğrencilerden

Dünya öğrenci gençlik hareketinde bir adım daha ileriye Avrupa Birliği'nin dinamosu Almanya'da öğrenciler geçtiğimiz dönem ülke gündemini sarsan büyük bir boykot örgütlediler. Son yıllarda Batı Avrupa'da gerçekleştirilen bu en etkili öğrenci eylemi öncesi ve sonrasıyla bizler açısından pek çok dersi içinde barındırıyor.

RACHEL CORRİE’yi UNUTMA! UNUTTURMA!

Rachel Corrie, Filistin halkıyla dayanışmak için Amerika'daki evini ve ailesini bırakıp Filistine gitmiş genç bir barış eylemcisiydi. Filistine adımını attığı andan itibaren İsrail faşizminin tehditlerine maruz kalsa da Filistin halkının haklı davasının yanında yer almak için bir an bile tereddüt etmedi. Rachel Filistin'de kaldığı süre içinde özellikle Filistinlilere ait evlerin İsrail iş makinalarınca yıkılmasını engellemeye çalıştı. Gazze'de bir evin İsrail Ordusunca yıkılmakta olduğunu öğrendiğinde ilk o çıktı makinanın önüne. Vücudunu dokuz tonluk buldozerin önüne siper etti. Ve 16 Mart 2003 günü onlarca insanın gözü önünde İsrail buldozerince ezilerek katledildi.

TEMEL GÖRÜŞLERİMİZ (1)

TÜM-İGD DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİ BİR ÖRGÜTTÜR TÜM-İGD gerek iç işleyişini gerek örgütsel işleyişini demokratik merkeziyetçilik ilkesi üzerinde temellendirmiştir. Bu ilkeyi örgütsel yapının özelliklerine uygun, somut bir içeriğe kavuşturarak uygulamaktadır. Demokratik merkeziyetçilik en genel tanımıyla: tabanın söz ve karar sahibi olması, yönetim organlarının seçimle işbaşına gelmesi, kongrelerde alınan kararlara ve bu doğrultudaki yönetim organları kararlarına uyma, örgüt disiplinine bağlılık anlamına gelir. Gönüllü ve demokratik katılımı amaçlayan demokratik merkeziyetçilik ilkemiz çalışmalarımızın başarısındaki ana unsurdur. Kollektif çalışma, eleştiri ve özeleştiri mekanizması, demokratik merkeziyetçilik ilkesini tamamlayan diğer ilke ve unsurlardır.

İŞGALCİLERİ BEKLERKEN...

Haziran ayının sonundaki NATO (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) zirvesi -Türk Dışişleri'nin deyimiyle söyleyecek olursak- cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış olan en önemli siyasi etkinliklerden biri. Bilindiği gibi NATO teşkilatı üye ülkelerle belli aralıklarla toplantılar yapar. Ancak bu seferki toplantı içerik olarak geçmiştekilere hiç benzemiyor. Bunun iki nedeni var. Birinci neden: NATO'ya yeni üye olacak devletlerin katıldığı ilk toplantı olacak olması. Bu devletlerin tamamı daha düne kadar sosyalist Varşova Paktına dahildi. Dolayısıyla emperyalizmin dünya hakimiyeti adına bu toplantının simgesel değeri çok yüksek.