İlerici Gençlik Sayı:9
KAPİTALİZMDE AŞK BAŞKADIR!
Meta ilişkileriyle, rekabetle, başarılı olma zorunluluğu ve beğenilme tutkusuyla dolu, kapitalizmin alt üst ettiği insan tipi, aşkını bile popüler kültürün belirlediği şekilde yaşıyor. Bu insana, doğumundan başlayarak hayatındaki bütün kural ve düzenlemeler körü körüne ve bilinç dışı olarak benimsetilmiştir. Yani tamamen kendisine ve çevresine yabancılaşmış, davranışları, düşünceleri kendisi tarafından belirlenmemekte olup, sığ kalıplara sıkıştırılmaya çalışılmaktadır.
UMUT GENÇLİKTE!
80'liler haykırıyor: Kaybolmadık işte buradayız! Kayıp gençlik dediler adımıza. Biz ki 1980 dönemi çocuklarıydık. Doğar doğmaz kaybolmaya mahkum edilmiştik. Farklıydık bizden önceki kuşaklardan; çünkü korkmuşlardı 68’lilerin devrimci ateşinden, direngenliğinden; 78’lilerin sınıfla kaynaşmasından ve sınıfın uyanışından. Artık derin bir uyku gerekiyordu bize. Buydu payımıza düşen yaşam yolunda. Gençliğin ateşi, işçi sınıfının devrimci dinamiği faşist darbelerle sönümlendirilmeye çalışıldı. Bundan sonra doğanlar uslu çocuklar olmalıydılar.
Sermayenin Tarihi ve Doğal Güzelliklerimizi Yağmalamasına Karşı Savaşıyoruz
Bodrum, herkesin kabul edebileceği gibi tarihi ve doğal değerlerle süslü, attığınız her adımda, bambaşka güzelliklerle karşılaşabileceğiniz bir yer. Öyle ki, gerek tarihi eserleri, gerekse tertemiz denizi ve yemyeşil ormanlarıyla yıllardır milyonlarca turisti ağırladı ve ağırlamaya devam ediyor. Ancak son yıllarda yaşanan kimi gelişmeler, bize Marks'ın şu ünlü sözünü hatırlatmıyor değil: "Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser".
GENÇLİK MÜCADELESİNİN SORUNLARI ÜZERİNE
Gençlik muhalefeti üzerine konuşurken ilk önce gençlik muhalefetini oluşturan unsurlara kısaca bakmak gerekir. Günümüzdeki gençlik hareketleri ne yazık ki ağırlıklı olarak öğrenci gençlik cephesinden yükselmektedir. Öğrenci gençlik üzerinden yükselen bu muhalefetin ise ana unsurunu, üniversiteli gençlik oluşturmaktadır. Liseli gençlik ise bu tabloda kendine ufak bir alan yaratabilmiştir. Liseli gençlik muhalefetinin güçsüz kalması ile ilgili çok şey konuşulmalıdır. Ama bu yazının ana konusunu bu sorun teşkil etmemektedir.
EMEKÇİLER EĞİLDİKÇE SANATA YIRTILACAKTIR ELBET KARANLIKLAR DA
Grup Doğan Güneş, 28'i 29 Ocak'a bağlayan gece katledilen Mustafa Suphi ve yoldaşları için 29 Ocak akşamı yaptığımız anma gecesinde müziğiyle bizlere destek sundu. Söyledikleri Kürtçe ve Zazaca türkülerle geceye Anadolu halklarının, direnenlerin sesini ulaştıran Doğan Güneş'le yaşadıkları mahallede, grubun vokalisti Yusuf arkadaşımızın iki oda gecekondularında bir röportaj yaptık. İlerici Gençlik emekçileri olarak istedik ki dinleyenler tarafından çok beğenilen, amatör bir ruhla profesyonelce müzik yapan ve aynı zamanda her biri bir proleter olan Doğan Güneş emekçilerini okuyucularımız da yakından tanısın. İşçilerin bilimden, sanattan, edebiyattan nasipsiz olduğunu iddia eden yoz kültür borazancılarına da tokat gibi bir cevap Doğan Güneş. Bizi çok sıcak karşılayan grup Doğan Güneş emekçilerine, ayrıca evlerini bize açan, bizden konukseverliğini esirgemeyen Yusuf'un annesine ve dedesine buradan teşekkürlerimizi bir kez daha iletiyoruz.
SERMAYENİN DİYETİ
Annenin çocuğunu emzirmesiyle başlayan bir hikâye, istenilen ama ulaşılamayan, sıkıntılar içinde bir tarafa atılarak hayati gereksinimler arasında en sonda yer alan, en önemsiz varsayılan, kimilerine çılgınca tüketimi dayayan kapitalizmin içerisinde yer bulamayan. Karın tokluğuna çalışırken gerçekte hiçbir zaman karnını doyuramayan bireylerin, aslında hatırlamasının da umulmadığı bir olgu, yeterli ve dengeli beslenme. Ekmeğe, ilaca muhtaç yaşayan dünyamızda sermayenin sisli perdesinin arkasında bir obje diyet.
TEKSTİL İŞÇİLERİ
Kolay değildir sürekli modayı takip etmek. Her an her yerde en şık olmak. En şık olmak için verilen onca emek, kesinlikle kayda değer. Televizyonun karşısına geçip bütün tv ka-nallarında (hani az da değil sürüsüne bereket diyelim de nazar değmesin!) arayıp bulduktan son-ra oturup saatlerce izlemek. Anlatılan onca detaya dikkat etmek, rüküş olmak gibi bir ihtimal mi? As-la! Onca zahmetten sonra mı? El-bette yoktur. Okulda kalmak olur ama televole de kalmak olmaz!
KADIN VE ÖRGÜTLÜLÜK
Kapitalizm işçi sınıfını daha başarılı sömürebilmek için her türlü yöntemi kullanmıştır. Bunlardan biri de cinsiyet ayrımıdır. Toplumu kadın ve erkek olarak ayıran sistem, cinsiyetlere de kendince roller biçmiştir. Kapitalist sistemin kadını, kadın rolünün en somut sonucu olarak, kendine yabancı, rekabet hırsıyla birbirine düşmüş, eğitimiyle, medyasıyla beyinleri yıkanmış, evinin kadını, kocasının kölesi, kendini tanımaktan, tanımlamaktan aciz bireylere dönüşmüştür.
SİYASAL ZOR VE "HAYATA DÖNÜŞ" OPERASYONU
Bizim gibi ülkelerde kapitalizm çarpık gelişmektedir. Kapitalizmin zaten içinde barındırılan krizler, emperyalizme bağımlı bizim gibi ülkelerde sürekli bir milli kriz halini alır. Milli krizin çelişkilerinden doğan ve palazlanan burjuva sınıfı, genel halk kitlesinin memnuniyetsizliğe savrulmasını sağlar ve tepki doğurur. Burjuvazi ise, halkın tepkilerini pasifize etmek için siyasal zorunu kullanırken, devlet aygıtını buna göre biçimlendirir. Siyasal zoru çözmeden, bunun devlet mekanizmasına yaptığı değişimi anlamadan doğru bir çizgide devrimci siyaset yapılası çok zordur.
DGM DİRENİŞLERİ
Ceza İnfaz Yasasına Karşı Yürütülen Muhalefet ve Geçmişten Bazı Dersler Bu yazıyı kaleme almaktaki amaç, günümüzde süren Ceza İnfaz Yasası ve F tipi karşıtı mücadelelerin, geçmişteki devasa DGM Direnişi ile karşılaştırarak, içinde bulunduğumuz günde son derece dar olanaklarla yürütülen çabaları bir kenara atmak değildir. Sadece geçmişteki kazanım ve zaferlerden edinmemiz gereken belirli dersleri hatırlatma çabasıdır. 1970'lerdeki Genel Duruma Kısa Bir Bakış Bilindiği gibi, sınıf mücadelerinin en keskinleştiği dönemlerden biridir 1970'ler. Bu süreçten bir önceki süreç olan 1960'lı yıllarda, tırmanışa geçen işçi hareketleri, gençlik hareketleri ve en çok da 15-16 Haziran işçi eylemleri egemenleri korkutmuş, ardından 12 Mart 1971'de askeri darbe gelmiştir. Kısa bir kesintiden sonra 1973 atılımıyla işçi sınıfı tekrar şahlanışa geçmiş, takvimler 70'lerin ortalarını gösterdiğinde ise, burjuvazi için tekrar tehlike çanları çalmaya başlamıştı.
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ
Yıllardır halklarımızı, AB'ye girdiğimiz anda bütün dertlerin, sıkıntıların biteceğine inandırmaya çalışan egemen sınıf amacına ulaşarak tek çıkış yolumuzun AB'ye girmek olduğu fikrini halka çok iyi empoze etti. İnsanlarımızın gözünde başka bir alternatif kalmadı. Oysa, AB'ye girmenin hangi sınıfa avantaj sağlayacağı gün gibi ortada. Birileri servetlerine servet katarken, birileri ise yine evlerine yoksulluk götürecek. İşte bu servetlerine servet katacak olanlar AB'ye girmek uğruna, AB'nin kölesi olmanın yanı sıra, (sözde) çok bağlandıkları değerlerden bile vazgeçebiliyorlar. Bu onursuzluğu yapanlar, daha sonra televizyonlara çıkıp: "Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz son derece iyi, bize müzakere tarihi vermezlerse kendileri kaybederler." gibi pişkin açıklamalarda bulunabiliyorlar.
ÖĞRENCİ GENÇLİĞE AÇIK MEKTUP
Öğrenci gençlik, genel olarak çeşitli sınıf ve tabakalardan oluşan, küçük burjuvazinin tipik özelliklerini gösteren ara bir tabakadır. Burjuvazi ve proletarya olguları arasında yalpalayan, kimi zaman savrulan ikili karakter özelliği gösterir. Bir yandan sistemle olan bağlarını kırmaya, sistemin dayattığı sınırlar dışına çıkabilme potansiyeli, diğer yandan taşıdığı zaaflardan ötürü, sistemin istediği çizgide kalma durumu ve düzene uyma düşüncesi, öğrenci gençliğin ilk bakışta belirlenebilen karakteristik özellikleri olarak görülür. Bilimselliğe olan yatkınlığı, elde olanla yetinmeyip sürekli öğrenme ve yeniliğe açık olan özelliği, sahip olduğu dinamizm, gençliği mücadelenin önemli bir gücü haline getirirken, diğer yandan burjuva devletin çekiciliği, ekonomik güçlükler, baskılar ve saldırılar karşısında savrulmaya, gelecekle ilgili beklentilerini burjuva merkezli bir konumlandırmaya iter. Özellikle öğrenci gençlik bu ikili çatışmayı daha çok yaşar. Ülkemizdeki çeşitli sınıf ve tabakalarla bire bir ilişki, etkileşim içindeki gençliğin siyasal platformdaki tavrı, burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadelenin seyrine göre şekillenecektir.
ARKA BAHÇEDEKİ BOMBA:
NÜKLEER ENERJİ Geçtiğimiz günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler 2011 yılında faaliyete geçmek üzere üç adet nükleer santral planlandığını açıkladı. Güler aynı açıklamasında yapımı planlanan santrallere gerekçe olarak 2020 yılında enerji ihtiyacımızın 500 milyar kilowatt saat olacağını gösterdi. Ayrıca bakan nükleer enerjinin çevreye zararsız olduğunu ve ülkemizin kendi enerji kaynaklarını kullanarak çevre ülkelere olan bağımlılığının en aza indirgeneceğini ileri sürüyor. Bu projeyi hayata geçirmek için ülkemizde bol miktarda olduğu ileri sürülen toryum madeninden yararlanılacakmış. Peki kamuoyunda bu kadar çokça tartışılan nükleer santraller hakkında ne kadar bilgiliyiz. Acaba nükleer enerji gerçekte nedir ve gerekli midir?
TEMEL GÖRÜŞLERİMİZ (3) ÖĞRENCİ GENÇLİK
Son yıllarda yeni ilerlemeler kaydeden sosyalist ve devrimci gençlik hareketi içerisinde öğrenci gençlik dikkati çekmektedir. Bu gerçeklik öğrenci gençliğin hak arama mücadelesine özel bir değer biçmeyi beraberinde getirdiği gibi, pek çok ülkede gençlik hareketinin en aktif kesimlerini öğrenci gençlik oluşturmaktadır.
MERHABA
Yeni bir sayı ile beraberiz. Gündem her zaman ki gibi yine oldukça yoğun. Bir önceki sayımızdan bugüne kadar kendi iç gündemlerimiz de oldukça hareketli geçti. Hatırlayacağınız gibi bir önceki sayımızda okurlarımıza bir çağrı yapmıştık. Dergimizin okur kitlesini genişletmek ve İlerici Gençliği yaygınlaştırmak için yapılan daha fazla dergi satma çağrımız ilk sayıdan yankı buldu. 8. Sayımız daha ikinci haftasında tükendi. Her okurumuz bir dağıtımcıdır demiştik. Bütün okurlarımıza teşekkür ederiz.