İlerici Gençlik Sayı:8

EVİTA TEKSTİL'DE ÖRNEK DİRENİŞ

"Hak aradık, işten atıldık!" İstanbul Şişli'de bulunan Evita Tekstil şirketi çalışanı yedi tekstil işçisi Ağustos ve Eylül aylarında sırayla işten atıldılar. Nedenleri farklı gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında aynı suçu(!) işlediler. Suç mu? Patronun dayattığı düşük zam oranlarına karşı tavırlarını net ve örgütlü bir şekilde ortaya koymak. 2 Eylül'de fabrika önünde tek kişiyle başlayan direniş, iki işçinin daha katılımıyla on beş gün boyunca kararlı bir biçimde devam etti. Bu direnişin üzerinde durulması gereken en önemli yanı, direnişi yapanların üçünün de kadın olması. Kadınların, iki kere ezildiği, sürekli bastırıldığı bu çürük sistemde, kadınlar, kendi hayatlarına müdahale edebilme hakkını, yapacakları direnişlerle elde edecekler. Bu yüzden bu üç kadın arkadaşımız başta kadınlar olmak üzere, tüm işçi sınıfına yol gösterebilme cesaretlerinden dolayı, ne kadar takdir edilse azdır.

SENDİKAL EĞİTİMİN NİTELİĞİ HAKKINDA

Uluslararası çapta gerileyen, üye kaybeden sendikal hareketin kendini yenilemesi, her alanda yeni yaklaşımlara sahip olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, sendikal eylemin önemli bir alanı olarak sendikal eğitim çalışmaları da, gerek içerik gerekse biçim olarak kendini yenilemek zorundadır. Doğal olarak, bu yenilenme sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı, mücadeleci sendikal gelenekler ve sınıfsal bakış korunarak gerçekleştirilmelidir. O halde, yeni eğitim anlayışının oluşturulmasında sendikal eğitim sınıfsal içeriğini korumalı. Ancak, işçi ve çalışanları sadece üretim süreci içinde kavramayı esas alan eski yaklaşım terk edilmelidir. İşçi ve çalışanları yirmi dört saatlik yaşamın bütünü içinde yakalayan yeni eğitim anlayışı esas alınmalıdır.

MUSALLA'DA FAŞİZME GEÇİT YOK!

Emekçi mahallelerinde tırmandırılan faşist Tehdide bir karşı duruş örneği: Tarsus'un en eski yerleşim yerlerinden biri olan Musalla Mahallesi veya resmi adıyla Yeşil Mahalle, Arap halkının yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Mahalle geleneksel olarak sol bir geçmişe sahip olduğundan sağcıların sayısı azdır ve çoğunlukla zenginlerden oluşmaktadır. Mahalle halkının büyük bir kısmı emeğiyle geçinen yoksullardan oluşur. Kargıcılık (meyve taşımada kullanılan sepetlerin yapımı), manavlık, hızar işletmeciliği ve ustalığı, marangozluk, sanayi çıraklığı ve ustalığı, araba tamirciliği gibi işlerde sigortasız çalışmanın yaygın olduğu bir bölgedir. Sendika zaten yoktur. Kısacası Türkiye'nin her tarafında yüzlerce benzerine rastlanabilecek fakir bir mahalledir. Mahallede yaşayan halkın tamamına yakını Araplar ve Alevilerden oluşmaktadır. Ama, dışarıdan kimliklerine bir saldırı olduğu durumlar haricinde, ne Araplıkları ön plandadır, ne de Alevilikleri.

Eğitimde Tam Eşitlik ve Özgürlük İçin Emekçi Üniversiteleri

Sorunlar ve soru işaretleriyle dolu bir eğitim öğretim yılının daha startı verildi. Üniversiteler açıldı. Her ne kadar gösterişli açılış törenlerinde öğrencilere parlak sözler söylenmeye devam edilse de durum hiç de rektörlerin ve YÖK'ün bizi ikna etmeye çalıştığı gibi iç açıcı değil. Üniversitelerimiz mali yetersizlikler ve iktidar baskısı altında günden güne eriyor. Egemenlerimiz Aralık ayında AB'den gelecek mesajı bekleyedursun üniversitelerimiz bütçeden kendilerine ayrılan bindelik payla kara kışı nasıl çıkartacaklarının hesabını yapıyor. Bilindiği gibi özellikle doğuda bulunan üniversitelerin bir kısmı her yıl kışın belli günlerinde yakacak yokluğu nedeniyle "idari tatil" yapmak zorunda kalıyor. Okullar açılalı haftalar geçmiş olmasına rağmen yurda yerleşemeyip açıkta kalmış ve kendine ev arayan binlerce öğrenci her gün amfilerden çok emlakçıların kapısını aşındırmaya devam ediyor.

SAVAŞIN KANAYAN RENGİ: KADIN

Yerini erkeğin yanı olarak tanımlayan zihniyet yarattı işte vasıfsız kadın siluetini. Ağır sorumluluklarla belirsizleştirildi, dayak ve tacizle vasıflandırıldı. Sonra yavaş yavaş emeğini gösterme, kendini var edebilme çabası bürüdü silueti. Her şey değişti sandı. Ama izin çıkmadı. Her yerde, yaptığı her işte umuduna, çabasına darbeler yedi kırbaçlarla, bakışlarla. Her zaman farklı karşılandı. Ne de olsa kadındı. Zaten anadan doğma farklıydı, kendisine göre hisleriyle, ötekilere göre cismiyle. Artık sığmıyordu içi içine, ne zaman diğerleri kadar özgür olabilecek, ne zaman diğerleriyle aynı şartlarda çalışabilecekti. Gülen gözlerle oyaladı yemeni uçlarını, çeyizlik örtülerini. Sabırla anlattı kızına neler çekebileceğini, dünyada kadının yerini. Bir annenin kızına nasihatiydi bunlar, büyükannelerimizdi bu solan yüzler. Ancak günümüze baktığımızda aslında değişen hiçbir şey olmamıştı.

TARIMDA KADIN İŞÇİLİĞİ

kapitalizmin insanlara hiçbir şey sunmadığı, sunmayı bırakın var olan haklarımızın her geçen gün elimizden alınmaya çalışıldığı günümüzde insanlara bir dokunduğunuzda bin ah işitirsiniz. Biz de Çukurova da ki tarım işçileriyle küçük bir röportaj yaptık. Bu insanlar hem tarlada çalışan ırgat ve hem de kadınlar. Kadınlar diyoruz; çünkü kapitalist düzenin dayattığı ataerkil toplum yapısı içinde kadın olmak, insan olmayı iki kat zorlaştırır durumda. Bu insanların dertlerini, özlemlerini çok basit veya tekdüze bulanlar varsa eğer, bir kere daha düşünsünler deriz. Çünkü bu insanlar bizim insanlarımız. Şimdi onları dinleyelim

EMNİYET(SİZ) TAVSİYELER...

Bilindiği gibi üniversitelerin açıldığı ilk günlerde, öğrenciler tarafından çeşitli standlar açılır. Çoğunlukla bu standlarda, yeni başlayan öğrenci arkadaşlara okuldaki aktif kulüpler-topluluklar tanıtılır. Ancak bu yıl okul bahçelerini yeni bir stand renklendirdi. Emniyet güçlerinin standı. Anlaşılan o ki, geçmiş yıllarda öğrenci velilerine posta yolu ile gönderilen broşürler pek de etkili olamadığından, bu yıl emniyet bire bir el, kol ve göz temasıyla etki sağlamaya çalışıyor!

KUKLALARI DA YAKARLAR

İstanbul Üniversitesinde bir dönem kapandı. Bu döneme adını veren Kemal Alemdaroğlu rektörlük görevinden uzaklaştırıldı. Zaten çürümüş ve tükenme noktasına yaklaşmış akademiye adeta bir tekme daha atmak için gelmiş olan Alemdaroğlu yedi yılı bulan görev süresi boyunca eşine darbe dönemlerinde bile az rastlanacak olan uygulamaları hayata geçirdi. Bu süre zarfında sadece öğrenci düşmanlığı yapmakla kalmayarak onlarca akademisyenin görevine de son verdi. Nasılsa kimse ona hesap sormıyordu. Üniversite bahçelerinde, yani kültürel kaynaşmanın, bilimin, sanatın, tartışmanın, kısacası özgür düşüncenin olması gereken yerde "tek bayrak, tek millet, tek dil!" diye nutuk atacak kadar işi ileri götürdü.

Gençlik ve Eğitim

13 Eylül sabahı liseliler için, umutlar ve hayallerle dolu bir eğitim ve öğretim yılı daha başladı. Kimi, artık işlevini yitirmiş eğitim hayatında daha iyi bir sene geçirmek, kimi de benim gibi üniversiteyi kazanma hayaliyle başladı 13 Eylül sabahına. Çok uzun zamandır ÖSS yükünü sırtımızda taşıyoruz ve bu durum çoğumuzun normal hayatla olan ilişkilerini belirleyen önemli bir rol oynuyor. Bütün hayatımızın üç saatlik bir sınava (yarışa) indirgenmiş olması, eğitim sisteminin ne kadar çürüdüğünü gözler önüne seren bir kanıt olsa gerek. ÖSS yarışı yüzünden en iyi arkadaşlarımızın ve dostlarımızın bile bize rakip koşulması ise bu sömürü düzeninin gençleri uyuşturmasında önemli bir kanıt. Gençlerin bu delicesine sokuldukları yarış, dostluklarımızı, hayat düzenimizi, kısacası bizi çok derinden etkileyecek gibi gözüküyor. Tabi bu sistemin önümüze çıkardığı engeller sadece bunlarla sınırlı değil. Bir yandan hayatı unutup ÖSS'ye hazırlanmak, diğer yandan gerici okul müfredatlarının belirlediği gereksiz derslerle uğraşmak ve hergün yeni çıkan çeşitli eğitim "reformlarıyla"...

ÜNİVERSİTE KAPILARI EMEKÇİ ÇOCUKLARINA KAPATILAMAZ!

Üniversiteliler olarak yeni bir akademik yıla başladık. Gençliğin hak arama mücadelesi ise sürüyor, yükseliyor. Sorunlarımızın, sistemin genel sorunlarının bir yansıması olduğu bilincindeyiz. Sorunlarımıza böyle bütünsel bir şekilde yaklaştığımızda aslında eğitim alanına ilişkin bütün sorunlarımızı kapsayan bir olguyla karşı karşıya kalıyoruz: Üniversite kapıları emekçi çocuklarına kapatılmaya çalışılıyor! Böyle söyleyince meselelerimize indirgemeci bir mantıkla baktığım sanılmasın. Diğer sorunlarımızı görmezden gelmiyorum. Ama bugün güncel olarak önümüzde duran en büyük saldırı budur. Öncelikle akademik-demokratik haklarımızın büyük bir kısmını elimizden alarak üniversite gençliğinin örgütlenmesini engellemeye ve mücadele kanallarını kapatmaya çalışan egemenler, tepemize oturttukları gerici ve faşist YÖK aracılığıyla da yürüttükleri özelleştirme politikalarını genel olarak bütün bir eğitim sisteminde yürüterek, tamamen piyasaya (yada paraya) endeksli bir üniversite hayatı oluşturma çabası içindeler. Bu da demektir ki yoksulların çocukları eğitim-öğretim sürecinin adım adım dışına itilecek.

EĞİTİM SORUNUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

DDGF'nin 15 Genel Kurulunuda tartışılan temel konularından birisi de eğitim kavramı ve eğitim sorununa ilişkin yaklaşımlar niteliği idi. Bu alanda DDGF üyesi ilerici gençlik örgütlerinin üzerinde uzlaştıkları bir metni çevirerek yayınlamayı faydalı gördük. Metni önümüzdeki günlerde eğitim sorununun çözümü üzerine yapılacak daha kapsamlı incelemelere bir giriş olarak değerlendirdiğimizi de not edelim. Teknolojinin ve bilginin hızla yayıldığı bir dünyada, biz- DDGF 15. Genel Kuruluna katılan örgütler- insan halkları evrensel bildirgesinin 26. maddesini destekliyor ve onaylıyoruz. "Herkes eğitim hakkına sahiptir ve bu haktan eşit bir şekilde yararlanır." Bu madde aynı zamanda bizim neden milyonlarca gencin ücretsiz eğitim almasını imkansızlaştıran, sosyal harcamaların kısılması için baskı yapan dünya bankası ve uluslar arası para fonu gibi kuruluşlar tarafından dikte edilen, eğitimin özelleştirilmesini hedef alan neoliberal politikaları da eleştirmemizin sebeplerinden birisidir.Bugün, burada eğitimin herkes için olmasını, parasız olmasını, kamuya yönelik olmasını, evrensel ve bilimsel olmasını ve yaşam boyu olması gerektiğini savunuyoruz.

TEMEL GÖRÜŞLERİMİZ (2)İŞÇİ-EMEKÇİ GENÇLİK ÇALIŞMASI

TÜM-İGD kurulduğu ilk günden itibaren işçi-emekçi gençliği örgütlemeyi en önemli görev olarak önüne koymuştur. Bu anlamda, derneğimizin yönetim ve denetim kurullarında işçi yoldaşlarımızın da katılımı sağlanmış, yönetim organlarında gençliğin bütün katmanlarının temsiliyetinin sağlanması ilkesi tizlikle uygulamıştır.Çalışmaların daha da güçlenmesi ve sistematik bir şekilde ilerlemesi için 1. Kongre kararıyla dernek bünyesinde çeşitli bürolar kurulmuştur. İşçi-Emekçi gençlik bürosu da bunlardan biridir. TÜM-İGD'nin kurduğu işçi gençlik büroları kendi bölgelerindeki sorunları ve ihtiyaçları tespit ederek, eldeki veriler doğrultusunda çalışma yürütürler. Bu faaliyetler yürütülürken işçi gençlik çalışmasının diğer gençlik çalışmaları ile kaynaştırılması esastır.

DEĞİŞTİRMEK İÇİN DAHA YÜKSEK SESLE "HAYIR DE"

9 Nisan 2003'te ABD ordusu Bağdat'a girdiği günü bayram havası şeklinde kutlamıştı. Ancak aradan geçen 1,5 seneye yakın süre boyunca bırakın bayram havasını işgalciler için sadece cenaze marşı çalınır oldu. Iraklı direnişçiler, yurtseverler canlarını dişlerine takıp ulusal özgürlük için kahramanca mücadele ediyorlar. Köleliğe, onursuzluğa "HAYIR" diyorlar. Iraklı direnişçilerin mücadelesi emperyalistler arasında şimdiden çatlak sesler çıkartmaya başladı bile. İşbirlikçi güçler teker teker Irak'tan askerlerini çekmek zorunda kalıyor. Savaşın gölgesindeki ABD ise seçimlere kilitlenmiş vaziyette. Ancak Dünya basını ABD seçmenlerinden daha çok seçimle ilgileniyor. Her gün gazete ve televizyonlarda Bush Kerry çekişmesiyle ilgili "derin" tahliller dinliyoruz. Bush destekçilerini zaten son dört yıldır dinliyorduk ama şimdi bir de Demokrat Parti kanadının hikayelerini dinlemeye başladık. Oysa ki karşımızda iki savaş suçlusu var hem de en adisinden. Kerry'nin Vietnam savaşında zevk olsun diye yaktığı köyler, diri diri toprağa gömdüğü Vietkonkglar ne çabuk unutuldu. Ölüme mi Sıtmaya mı razı olsak? Hiç birine razı olmamak, boyun eğmemek lazım. Seçimi kim kazanırsa kazansın Amerikan Emperyalizmiyle mücadeleye tam gaz devam!

MERHABA

8.sayımızla tekrar beraberiz. Yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Öğrenci arkadaşlarımızın önünde dünya kadar sorun duruyor. Bu sorunlara liseli gençliğin sorunlarını da eklersek bir hayli iş var önümüzde. Bu sene ilerici liseliler okula hızlı bir başlangıç yaparak dağıttıkları bildirilerle daha ilk günden liseli gençliği TÜM-İGD çatısı altında birleşmeye davet ettiler. Liseli arkadaşlarımızın eylem, etkinlik ve düşüncelerini bundan böyle dergimizde daha çok göreceksiniz. Bu sayımız yine epey dolu. Her ne kadar sayfa sayımızı arttırmış hatta yer kazanmak için ufak tefek tasarım hilelerine başvurmuş olsak da yine bu sayıya sığdıramadığımız yazılar oldu. Yazı gönderen bütün arkadaşlara teşekkür ediyor ve yazılarını önümüzdeki sayılarımızda değerlendireceğimize söz veriyoruz. Arkadaşlarımızdan gelen öneriler doğrultusunda haklarımızı hukuki çerçevede de korumaya yardımcı olacak bir köşe hazırlamaya karar verdik. Daha bu fikrimizi ilan etmeden sorular birikiverdi. �Hakkınız var İsteyin!� isimli bu köşemize siz de işyerinizde yada okulunuzda karşılaştığınız haksızlıkları yazın çözüm önerilerini birlikte düşünelim.