İlerici Gençlik Sayı:5

DOSTLARIMIZDAN

İki İGD ve öznel bir tarih Çocuktum ve ölesiye çocukluk merakları, yönelim olarak siyasette yerini bulmuştu. (Yediğim ilk dayak da; yanlış anlamayın yıllar sonra kravat, yerini apoletli yakalara bırakınca üniversite öğrenciliği yıllarımda birlikte toplumsal muhalefeti yürüttüğümüz değişik görüşlü yoldaşlarımın ağabeylerindendi, bir anlamda yoldaştılar!) Tabi neden dayak yediğimi o zaman anlamamıştım. Üç harfli bir şeydi: İGD... Daha sonra o üç harf yerini siyasal bilince bırakırken üç harften çok daha fazla şey anlatmaya başladı... Ne ki; ilk gençlik yıllarımın girişinde olanlar oldu ve ülke darbe gördü. Çocukluğumun son zamanlarında öznel tarihin siyaset bölümünü oluşturacak olan İGD yoktu artık. Simdi yaşım 37 ve ikinci İGD ile tanışıyorum. İlk çocukluğumda yer bulamadığım hareket içine, kadere bakın ki, artık genç olmayarak katılıyorum. Bireysel tarihimde gençlikle ve İGD ile denk gelmeyen bir süreç vardı, işte bunu yazmak istedim. Bu düşünce yoğunluğu kadar duygu yoğunluğunu da içeriyor. Geçmişim içinden süzülüp gelen bir olgu İGD ve bu durum bunun gücünü gösteriyor. Simdi herkes kendi politikasına, ideolojisine inanıyor ama eksik olan bir şey var. Düşünüyorum da bu eksiklik bunca yıla karşın halen yaşayan siyasi bir kimliğin-bir olgunun gücü ve bunun insan yaşamı ile bütünleniş biçimi olmasın mı? Devam etmeyi isterim ama yazı kutusu o kadar küçük ki sanki yer kalmayacak gibi sevgilerimle TÜM-İGD’li arkadaşlarım... ŞABAN ÖZTÜRK/Viyana

ÜNİVERSİTELERDEN KISA KISA...

MHP YETMEDİ, ŞİMDİ DE ADKF ÇIKTI İstanbul’daki çeşitli üniversitelerde bir süreden beri devam eden gerginlik 5 Mayıs günü Yıldız Teknik Üniversitesi’nde çatışmaya dönüştü. Çoğu okul dışından olan 50 kişilik bir ADKF’li (Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu) grubu sabah saatlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi’ne gelerek okuldaki devrimci öğrencilere saldırmaya kalktı. Saldırı karşısında tek yumruk olan ilerici, yurtsever, demokrat öğrenciler ADKF üyesi saldırganları püskürttü. Araya polisin girmesiyle okulun dışına çıkmayı başaran ADKF’liler bir süre burada beklemek istediler. Ancak öğrenciler buna da izin vermedi. Ellerinde satır, bıçak ve demir çubuklar olmasına rağmen dövülerek dağıtılan grupta yer alanlardan bazılarının ara sokaklara girerek kaçmaya çalıştığı görüldü. Bu esnada polisin sert bir şekilde ilerici öğrencilere saldırması üzerine çok sayıda öğrenci yaralandı, yaralanaların bir kısmı polis tarafından gözaltına alındı. Bir süreden beri TKP ismini kullanarak çalışma yürüten SİP (Sosyalist İktidar Partisi) üyesi öğrenciler dışında bütün gruplardan devrimcilerin birleştiği çatışmanın ertesinde İstanbul Üniversitesi’nde gözaltı terörü estiren polis 150 civarında ilerici, yurtsever öğrenciyi gözaltına aldı.

BİR FİLMİN ANATOMİSİ:

GAYRİMUAYYEN Yapım Yönetim Senaryo Remzi KAZMAZ Hiç bir zulüm bir annenin evladını yitirdiğinde çıkardığı feryat kadar acı vermez insanoğluna. Bu sebepten biz de, bu feryada kulak vererek, köşemizde “Gayrimuayyen” isimli belgesel filmi tanıtmayı, daha doğrusu kısa da olsa anlatmayı uygun gördük. Bu arada bir not: film aynı zamanda 38. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de gösterime girmiş ve büyük bir ilgi uyandırmıştı.

FULYA ABLAMIZI KAYBETTİK

Araştırmacı, yazar Fulya Gürses’i 53 yaşında kaybettik. Uzun bir süreden beri tedavi görmesine rağmen sağlık durumu düzelmeyen Fulya abla 5 Mayıs 2003 Pazartesi günü yaşama gözlerini yumdu. 6 mayıs’ta, Şişli Camisinde dostları ve ailesi tarafından düzenlenen bir tören sonrasında Eyüp Mezarlığına defn edilirken onu, son yolculuğunda TÜM-İGD’li gençler de yalnız bırakmadı.

sosyalizm GELECEK

Politik bir gerçek olan savaş bütün gerçekliğiyle bir kere daha karşımıza çıktı. Marks: “Tarih hiçbir şey yapmaz, büyük servetleri yoktur ve savaşlarda dövüşmez. Her şeyi yapan insandır” der. Kısacası tarihi yaratan, ona yön veren insandır. Baş ucumuzdaki savaş (aslında buna savaştan ziyade işgal demek daha doğru olur.) bizlere şu soruyu sormamızı gerektiriyor: Bütün bu yapılanlar hangi insanlık adına? Atılan demokrasi, özgürlük nutukları kimin için? Masum Irak halkına emperyalizm ne tür bir demokrasi ve özgürlük getirebilir?

IRAK’TA SAVAŞA HAYIR KOORDİNASYONU ÜYELERİNİN DİKKATİNE

Geride bıraktığımız aylar içerisinde düzenlenen savaş karşıtı etkinliklerin neredeyse tamamının altında tek bir imza vardı: IRAK’TA SAVAŞA HAYIR KOORDİNASYONU Basında da adı sık sık telaffuz edilen bu oluşum, ülke genelinde yüzlerce ilerici, demokrat, yurtsever, muhalif kurumu bir araya getirerek Türkiye’deki savaş karşıtı hareketin ana gücünü oluşturdu. Başlarda büyük çekincelerle bir araya gelen ancak kısa bir süre sonra yan yana durmanın zannedildiği kadar da zor olmadığını gösteren bu çalışma aynı zamanda sol güçler açısından da tarihi deneyimlere tanıklık etmiş oldu. Ancak gerek savaşın gidişatı gerekse Koordinasyon üyeleri arasında yaşanan bazı anlaşmazlıklar yüzünden birlikteliğin geleceği ile ilgili kimi spekülasyonlar ortaya atılmaya başlandı. Koordinasyon çalışmalarına ilk günden beri katılan TÜM-İGD’liler de önümüzdeki döneme ilişkin önerilerini ve mevcut duruma bakışlarını bir sayfalık bir metinle özetleyerek ortaya koymuş oldu. Aşağıda okuyabileceğiniz bu metin aynı zamanda TÜM-İGD üyelerinin birlik ve ortak iş yapma anlayışının da bir göstergesi niteliğinde

YÜRÜYÜŞ SÜRÜYOR!

YÜRÜYÜŞE DEVAM Toplumsal sicili Amerikancılıkla malul olan bir eski başbakan vakti zamanında şöyle demişti: yollar yürümekle aşınmaz. Yolun tükenip tükenmeyeceği, aşınıp aşınmayacağı tartışması bir yana; yolda olmanın, ilerlemenin anlamı bambaşkadır. Çünkü bayrağı kimi zaman birkaç milim, kimi kez metrelerce ama hep biraz daha ileriye taşımanın ifadesidir yürümek. Yürüyüş bir kez başladı mı durmak olmaz. İkide bir dönüp arkaya bakmanın da pek gereği kalmaz. Rota belli olduktan sonra, yüreklerde benzinin en güçlüsü olan inanç ve kararlılık olduktan sonra mesafelerin de öyle aman aman bir anlamı kalmaz. TÜM-İGD’nin kuruluşunun arkasından demiştik: bu öyle yüz metre koşusu değil bir maratondur diye. Ve eklemiştik yol uzun olabilir ama ilk metrede değiliz. İşte 1 Mayıs 2003, TÜM-İGD’liler için bu lafın bir ispatı oldu. İlk olarak emperyalist savaşa karşı alanlara çıkan TÜM-İGD’liler 1 Mayıs alanında da yerlerini aldılar.

Venezüella’dan Irak’a EMPERYALİST MÜDAHALECİLİK

Yeni Dünya Düzeni (YDD) adı verilen siyaset terminolojisi söylemi dünyanın artık eski ile bağlarını kestiğini, yeniden şekillendirmenin bir kısmının tamamlandığını, bir kısmının ise süreç içinde devam edeceğini ve bu yeni yapılanmada eski kurumların çoğunun tarihin çöplüğüne atıldığını ilan eden malum düzenin ifadesidir. YDD’nin ilan tarihinin 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağıldığı ve II. Körfez Savaşı’nın sonuçlandığı tarihle çakışması rastlantı değildir. Aksine ABD emperyalizminin dünya ölçeğinde bir hegemon güç haline gelmesinin göstergesidir. Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ile ABD emperyalizminin önünde artık hiçbir engel kalmadığını, dünyayı istediği gibi şekillendirebileceğinin ilanıydı bir anlamda YDD. Amerika, II. Körfez Savaşı’nda hegemon güç olduğunu test ettirip onaylatmıştı. Bu olay ABD açısından; artık karşısında hiçbir gücün duramayacağı ve dünyanın ideolojik, politik ve ekonomik süreçlerini istediği gibi şekillendirebileceğinin ispatıydı.

İSYANIN DİĞER ADI FİLİSTİN

Denizi sürmek sabanla, Ya da öğretmek timsaha konuşmayı Çok daha kolay olurdu,, Koparmaktan vatanımızdan bizi. Tevfik Zeyyad/20 imkansız, adlı şiirden Bugüne kadar arada kazandılarsa da genel olarak hep kaybettiler, kaybettikleri için geri çekildiler, geri çekilirken evlerini, tarlalarını, hayvanlarını, çoğu zamanda kendi kanlarından olan analarının, bacılarının, kardeşlerinin cesetlerini bıraktılar kendi topraklarının altında. Yaşadıkları zamanlar öyle çetindi ki, İsrail Siyonizm’i onlara katledilen çocukları için merasim düzenlemeye bile fırsat vermedi. Ve hep geride bir şeyleri bırakarak sanki daha gidecek yerleri kalmış gibi tekrar içerilere doğru göçsel akınlar düzenlediler. Onlar da her akında biraz daha tükendiklerinin farkındaydılar ama hayatta kalmak için başka çarelerinin olmadığını düşünüyorlardı. Fakat bu çaresizlik, çocukları küçük nasırlı elleriyle İsrail tanklarına taş atmaktan, büyüklerini o tankları yerle yeksan etmekten, yaşlıları ise şehitlerinin arkasından ağıtlı törenler düzenlemekten vazgeçiremedi. Dede, baba, oğul; üç nesil bir aradaydı ve üç neslin de acı, hüzün ve keder kavramları ile uzun ve samimi dostlukları vardı. Dede, sokakta öğrenmişti isyanın ne olduğunu, aynı sokak hiç usanmadı baba ve oğul için yeniden üretmeyi aynı tecrübeyi. Ve sokak gün geçtikçe nesilden nesile aktarıyordu aynı geleneği. Ama daha bıçkın ve daha keskin. Çünkü azgın Amerikan emperyalizmi gün geçtikçe İsrail Siyonizmi’ni daha da arsızlaştırıyordu.

Savaş Karşıtları Nasıl Yürüyecek?

Halkların celladı ABD yanı başımızda, Irak’ta bir katliam senaryosunu daha sahneledi. ABD, emperyalist çıkarları için insan kıyımına devam ediyor. Amerika’nın tüm vahşetine karşı dünyanın çeşitli ülkelerindeki milyonlarca savaş karşıtı var gücüyle bu haksız saldırıyı durdurmaya çalıştı. Çalıştı diyoruz ancak bu çabalar halen sürüyor. Çünkü savaşla birlikte başlayan emperyalist yağma ve talan operasyonu şimdilerde Irak’ın işgaliyle yeni bir boyut kazanmış durumda. İşte bu yüzden dünyanın farklı ülkelerinden partiler, sendikalar, dernekler, meslek örgütleri, öğrenci birlikleri kısaca savaşa karşı olan bütün kurum ve kuruluşlar anti-emperyalist bilince sahip çıkıyorlar. Boyalı basınımız pek itibar etmese de gerek Türkiye’de gerekse dünyada çok ciddi işler yapılmaya devam ediliyor. Zaten Irak Savaşı’nı daha önceki savaşlardan ayıran belki de en önemli nokta saldırganlığın savaşın başlamasından çok önce yaygın bir şekilde kınanmaya başlanmış olması idi. Öyle ki saldırının gerçekleşmesinden aylar önce farklı kıtalardan onlarca ülkede geniş katılımlı eylemler yapılmaya başlanmış ve dünya kamuoyu, ABD saldırganlığına karşı tek bir yürek olduğunu ilan etmişti.

DÜNYANIN YARISI

Merhaba. Her ne kadar yine merhaba diyor olsak da bu sefer içimiz bir hayli buruk. Nasıl olmasın ki; geride bıraktığımız günler katliam ve yıkım haberleriyle doluydu. Haftalar boyunca televizyonların başında bir halkın kültürünün, zenginliklerinin nasıl gasp edildiğini, o halkın evlatlarının nasıl yok edildiğini izledik. Yanı başımızda bir halk yok edilmek isteniyor. Hem de özgürlük ve demokrasi adına. Dökülen onca kana rağmen emperyalizmin “özgürlük harekatı” bitmiş değil. Bütün şiddetiyle sürüyor. Şimdi sırada yeni hedefler var. İçimiz buruk dedik ama ümitsizlerden değiliz. Tam tersine Irak’tan gelen -iyisiyle, kötüsüyle- her görüntü, her haber ezilen halkların zaferine olan inancımızı daha da perçinliyor. Çünkü biliyoruz ki halklar asla teslim alınamaz! Kimsenin şüphesi olmasın; kuzeyden güneye, doğudan batıya halklar direnmeye devam edecek. İşte bütün bu duygular eşliğinde, kollektif ürünümüz İlerici Gençlik’in 5. sayısını hazırlamaya çalıştık. Umarız ne duygularımız aklımıza ne de aklımız duygularımıza gem vurmuştur. Biz 21. asrın insanlarıyız. Önce Afganistan’da en son olarak da Irak’ta meydana çıktı ki bu asırda insanlığın hem aklına hem de duygularına çok ihtiyacı olacak. Aklı ve duyguları bulunmayan, en akıllı varlığı bombalarından ibaret olan ve sadece emperyalist, işgalci emelleri için dünyayı yıkıma götürmekten tereddüt dahi etmeyen bir güce karşı en büyük silah, elbette ki akıl ve duyguyla yoğrulmuş iradedir.