İlerici Gençlik Sayı:12
Lübnan'da düşene dövüşene bin selam!
EMPERYALİST KATİLLERİ ORTADOĞU'DAN KOVACAĞIZ! Ortadoğu'da düğümlenen emperyalist krizin yeni bir aşamaya girmesini izledik, geçtiğimiz Temmuz ayı itibariyle. Siyonist İsrail Devleti, kaçırılan iki askerini bahane ederek, Lübnan'ı işgale kalkıştı. Lübnan işgalinde hemen önce ise Filistin'de de güya bir başka asker kaçırma olayını bahane ederek günler süren bir operasyon yürütmüş, Filistin kabinesinden bakanları kaçırmış ve sonuç olarak Filistin'e büyük bir yıkım yaşatmıştı. Bu kana doymayan katil sürüleri Lübnan'da karşılaştıkları, aslına bakılırsa hiç beklemedikleri kadar büyük ve kapsamlı, direniş ile birlikte bütün bir ülkeyi yıkmayı hedefleyen bombardımanlar yaptılar ve 1000'lerce sivili öldürdüler. Lübnan'ın her türlü altyapısını (köprüler, hastaneler, elektrik ve su şebekeleri vs) yok etmeye yöneldiler. Yürüttükleri bu yıkım kampanyası boyunca da dünya kamuoyunu savaşın başlaması ve gelişmesi ile ilgili olarak sürekli bir yanıltma faaliyetine girdiler.
Şiddet Yükselirken:Kürt Sorunu
Türkiye halkları çok tanıdık bir oyunun sahnelenmesini izliyor bugünlerde. Egemenler Kürt sorunun çözümü için tek geçerli yolun şiddet olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar bizi. Bizi ikna etmek üzere de çeşitli ayak oyunları yapıldı ve hâlâ yapılıyor. Toplumda Kürt düşmanlığı tırmandırılmaya çalışılırken bir yandan da çeşitli şiddet eylemlerinin içine giriliyor, toplum tek taraflı olarak bilgilendiriliyor. Çeşitli provokasyonlar yapılıyor.
NÜKLEERİN KARANLIK TARİHİ
Sinop'ta nükleer santral kurulmasının konuşulduğu şu günlerde nükleer enerjinin gelişimi ve nükleer santraller hakkında bir iki söz etmemek olmaz. Kısaca bu hikayeden bahsedelim. Nükleere yolculuk 1896 yılında Fransa'da başlamıştır. Yaptığı deneyler sonucunda uranyum maden filizinde uranyum dışında başka bir elementin daha olduğu kanısına varan ünlü fizikçi Becquerel, bu düşüncesini deney becerisine hayranlık duyduğu Marie Cruie'ye iletir. İki yıl süren süzme ve arındırma işlemleri sonucunda Marie ve eşi Pierre Curie, ışın etkinliği yüksek radyum elementini bulur.
KOLEKTİF BİLİNÇ-HAREKET FORUM
İşçi, köylü, öğrenci gençliğin sosyalist kitle örgütünü yaratmayı hedefleyen TÜM-İGD (Tüm İlerici Gençlik Derneği) geleneğin sahip olduğu deneyimleri sağlamlaştırmak; yeni mücadele yolları ve araçları yaratmak için neler yapılabileceğini tartışmak üzere 19-20 Ağustos tarihlerinde İstanbul'da Kolektif Bilinç-Hareket adı verilen geniş katılımlı bir forum gerçekleştirdi.
Kapitalizmin işçi sınıfına ve emekçi halklara saldırısının adı: Özelleştirme
Özelleştirme kavramı genel olarak kapitalizmin 1970'lerin sonunda girdiği yapısal krizini aşmak amacıyla ortaya atılmıştır. Rekabete dayalı bir piyasa oluşturulması, devletin küçülmesi, sırtındaki kamburlardan kurtulması sloganlarıyla ortaya atılan özelleştirmeler Üçüncü Dünya Ülkelerinde sömürü ve talanın artmasından başka bir anlama gelmemiştir.
İşte dünyaya seslenen bir kadının vahşeti durdurun çığlığı
Zena el-Khalil. O savaşın ortasında bir kadın. Tıpkı annesinin 20 yıl boyunca kulağına "Beyazların iki katı çalış,beyazların iki katı başarılı ol" diye fısıldadığı ve en büyük başarısı halkların katliamına yol açan kararlara imza atmak olan Amerikanın ilk siyah ve kadın Dışişleri Bakanı, kapitalizmin iki kat daha fazla sömürdüğü kadınların ve kendi ülkesinde yüzyıllar boyu ezilmiş siyahların değilse de silahların temsilcisi Condalezza Rice gibi.
İsrail elçisi geri çağrılsın!
21. Yüzyılın hemen başında yer küre kan içinde. Filistin, Afganistan, Irak derken şimdi de Lübnan Halkı emperyalizmin kan emici yarasalarının saldırısına uğradı. Amerika Birleşik Devletleri'nin direktifleri Birleşmiş Milletler'in himayesi ve kukla İsrail'in silahlarıyla bir ayı aşan saldırılar sonucunda bebek, kadın, genç, yaşlı demeden binlerce Lübnan'lı katledildi. Saldırılar savaş karşıtı ilerici muhalefeti harekete geçirdi. Dünyanın dört bir yanında onlarca kuruluş, milyonlarca insan bu barbarlığa karşı sesini yükseltti. Daha da yükseltecek. İnsanlık "direnmeye" başladı! Ancak yine de yeterli değil. Savaş karşıtları bugün sadece kendilerini değil, susarak ya da timsah gözyaşları dökerek gizliden gizliye İsrail bombalarına geçit veren tüm hükümetleri ve iktidar kurumlarını bu hain saldırganın olası yeni girişimlerine tavır alamaya, karşı koymaya zorlamalı.
Direnmenin Tarihi yeniden yazılırken...
Bazı kelimeler vardır ki dünyanın bütün dillerinde bütün yörelerinde insanlarda aynı etkiyi yaratır. "Direnmek" de bunlardan birisi. Bir yandan alabildiğine derin; diğer yandan bir o kadar net ve açık. İsyan, inanç, inat, bilinç, irade, gibi bir sürü başka kelimeyi veya olguyu içinde barındırabilecek kadar da engin anlamlı bir kelime. Güzel bir kelime yani... İşte 12. sayımızın hazırlıklarını yaptığımız günlerde bu kelime adeta tarihin kara kaplı defterinde yeniden yazılıyordu.
Devrim Ateşi Ortadoğu'dan Yükselecek!
İsrailli İşgalcilere Karşı Koymak, Toprağımızı ve Halkımızı Korumak İçin ÇAĞRI Lübnanlılar, İsrail ordusu üç aydan beri vatanımıza saldırısını sürdürüyor. Bu saldırı ilk anlarından başlayarak ne sivil halkı, ne yerleşim bölgelerini, ne de hatta insani kuruluşları, basın kuruluşlarını ya da altyapı tesislerini ayırt etmeyen vahşi bir savaş biçimini aldı. Ölüm makinesi en son Finul'un (Lübnan'daki Birleşmiş Milletler geçici güçleri) uluslar arası gözlemcilerini hedef seçti.
DDGF'NİN LÜBNAN'DA YAŞANAN VAHŞETE İLİŞKİN AÇIKLAMASI:
"İsrail'in, Filistin ve Lübnan halklarına yaptığı saldırıları hemen durdurun!" Ortadoğu Bölgesi, amacına ulaşmak için her yola başvuran emperyalizmin artan saldırılarıyla korkunç bir çatışma içinde yaşıyor. DDGF (Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu) olarak, İsrail'in, Filistin'de ve Lübnan'da binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olan saldırılarından duyduğumuz derin kaygılarımızı ve nefretimizi dile getirerek, bu durumu protesto ediyoruz. ABD ve müttefikleri tarafından desteklenen savaş makinesi İsrail, taş taş üstünde bırakmayarak masum Lübnanlı ve Filistinlileri katletmeye devam ediyor.
Bir Röportaj(3)
İlerici Gençlik: Komünist toplum düzeninin aile ve kadın sorunu üzerindeki etkisi ne olacaktır? Engels: Biz, cinsiyetler arasındaki ilişkinin, yalnızca ilgili kişileri ilgilendiren ve toplumun hiç bir müdahale isteminde bulunmayacağı salt özel bir ilişki haline gelmesini savunmaktayız. Şayet özel mülkiyeti kaldırmak demek aynı zamanda çocukları komünal olarak eğitmek, böylece bugüne kadar mevcut evlilik kurumunun ikiz temelini yani özel mülkiyet sayesinde kadının kocaya ve çocukların da ana-babaya olan bağımlılığını yok etmek demektir. Ahlak dersi veren dar kafalıların kadınların komünist ortaklaşalığına ilişkin kopardıkları yaygaranın yanıtı da buradadır. Kadınların ortaklaşalığı tümüyle burjuva toplumuna ait bir ilişkidir ve bugün eksiksiz bir biçimde fuhuş ile gerçekleşmektedir. Oysaki fuhuş dediğimiz şeyin kendisi doğrudan bir özel mülkiyet ilişkisidir. Dolayısıyla gelecekteki komünist toplumumuz özel mülkiyete son vererek kadın veya erkek tüm insanların metalaştırılması tehlikesini ortadan kaldıracaktır. Şu halde, komünist örgütlenme, gericilerin ilericilere saldırmak için ağızlarına pelesenk ettiğinin aksine kadınlarda ortaklaşalığı getirmek yerine, ona son verir.
Bir garip sınav hikayesi Tarih: 22 Temmuz
18 Haziran 2006'da ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı) ve bir hafta sonra da YDS (Yabancı Dil Sınavı) sınavları gerçekleştirildi. Geçtiğimiz 17 Temmuzda ise sınav sonuçları açıklandı . 23 Ağustos'ta da yerleştirme sonuçları. Sosyalistlerin, ilericilerin bu konu hakkındaki duruşu aslında açıkça ortada ÖSS sistemi, eleme mantığına dayandığı için kaldırılmalıdır. Öğrenci seçme sınavı Türkiye'de genel eğilimleri, kişilerin yeteneklerini ölçmekten çok sınava giren iki milyona yakın insanı eleme sınavıdır. Çünkü şu anki mevcut koşullarda sınava giren iki milyona yakın insandan ön lisans, lisans, özel üniversiteler ve diğer bütün alanlar olmak üzere her hangi bir öğretim kurumuna yerleşebilecek öğrenci sayısı 405.517'dir. Diğer taraftan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı denen (söylemesi bile özel bir meziyet gerektiriyor!) olgu sınav sistemindeki eşitliksizlikleri daha da katmerlendiren bir diğer etken.
1 Mayıs Geride Kaldı, 1 Mayıs'a Az Kaldı!
1 Mayıs'ın üzerinden epey bir zaman geçti. Ancak işçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan böylesi bir günü tüm yönleriyle ele alıp bir kez daha değerlendirmekte fayda var diye düşünüyoruz. Zira gelecek yıl düzenlenecek olan 1 Mayıs eylemi sadece ilerici gençler için değil Türkiye'deki tüm devrimciler açısından çok özel bir tarihsel öneme sahip. Önce kısaca 2006 1 Mayıs'ını hatırlayalım: Her yıl olduğu gibi bu yılda 1 Mayıs coşkusunun merkezi kuşkusuz İstanbul'du. Genciyle yaşlısıyla on binler Kadıköy'ü doldurdu. Öne çıkan başlıklar ise: Irak'taki ABD işgalinden, Genel Sağlık Sigortası'na, Terörle Mücadele Yasası'ndan, eğitim sorunlarına geniş bir yelpaze oluşturdu.